25 Mayıs 2018 Cuma

SİSTEM OLARAK MİLLİ EĞİTİM

GÜNDEM YORUM / KASIM UÇKAN

12 Ağustos 2011 Cuma 02:11
Bu haber 3281 kez okundu
SİSTEM  OLARAK  MİLLİ EĞİTİM

İnsanların değişim ve dönüşümlerinin önemini bilen bütün devletler eğitim sistemlerinin üzerinde ciddiyetle durmaktadırlar. Çünkü Dünya’da söz sahibi olmak ve kendi vatandaşlarının refah ve mutluluğu için, toplumsal barış için yurttaşlarını iyi bir eğitim sisteminden geçirmek durumundadırlar. Aksine diktatörlükle yönetilen birçok ülkede ise yönetici ve elit kesim halkını cahil bırakmak ve  böylece rejimlerini payidar kılmak adına sade vatandaşın iyi eğitim almasına karşıdır,bürokrasi çoktur, çünkü iyi gelişmiş halklar totaliter rejimlerin varlığını kabullenip sindiremezler. Bugünlerde Ortadoğu’da ki Arap baharının tek sebebi açlık veya uğradıkları zulümler değildir(büyük sebepler bunlar olsa da). Gelişen internet teknolojisi ile birlikte haberleşme kolaylaşmış, artan ulaşım imkanları ile insanlar gelişmiş ülkelere gitmekte  ve oralarda eğitim alabilmektedirler. Eğitimini bitirip gelen bireyler  ülkenin  idari ve sosyokültürel hayatında söz sahibi olmakta  ve totaliter rejimi sorgulamaktadır. Yani eğitimli insanı gütmek ve yönlendirmek zordur.

   Bu genel bakıştan sonra kendi eğitim sistemimize dönersek son 10 yılda belirli değişiklikler  olsa da (ki bazısı göstermelik ve gereksizdir) genel olarak çağın gerisinde ve halkın memnuniyetinden uzaktır.

   Milli eğitimin bağlı olduğu esasların temeli  Osmanlıdan kalma Memurin Kanunlarıdır.  Memuru çok fazla kollayan, değişime ve gelişime kapalı ve her zaman ülkenin jakoben yöneticilerinin istekleri doğrultusunda bir seyir almıştır. En fazla bakanın değiştiği ve özellikle de ilgili formasyonlardan yoksun insanların atandığı bir kurum olmuştur. Milli eğitim bakanlarımızın çoğunluğu hukuk mezunu , eğitim sistemini ve eksiklerini bilmeyen vitrin bakanlar olmuşlardır. Adalet veya sağlık bakanlıklarına bir eğitimciyi atamak ne kadar tuhaf ise Milli eğitim bakanlarının da hukukçu ve tıpçı olması bir o kadar tuhaftır ve usule aykırıdır. Eğitimin içinden gelmiş, sorunlara vakıf ve çağdaş dünyadaki eğitim sistemlerini doğru okuyan bakanlardan genellikle yoksun olarak devam etmiş bir eğitim sistemine sahibiz.

   Sistemdeki eksikler çok fazla ayyuka çıkınca son yıllarda bütçeden en fazla payı eğitim sistemi almıştır. Örneğin Sbs ve Oks sınavlarının önce çok önemsenmesi daha sonra hiçbir şey olmamış gibi  iptal edilmesi  bir başıboşluğun kanıtıdır. Her yıl Öss sınavına giren binlerce adayın sıfır çekmesi  de ayrı bir garabettir. 

  Sistemin yetersizliğinin bir diğer kanıtı üniversiteyi bitiren insanların yabancı dilde bir yeri  dahi tarif edememesidir.Düşünün  yaklaşık 20 yıllık bir öğrenim hayatından ve onca ders saatinden ve sınavdan sonra bir çok mezun(neredeyse hepsi) yabancı dilde bir yeri tarif edememektedir. 

  Batılı ülkeler dikkate alınarak uygulanmakta olan yapılandırmacı eğitimin ise klasik eğitimden ne kadar  ileri olduğu tartışmalıdır. Öğretmeni oldukça geri pozisyona çeken ve öğrenciyi kutsayan bu sistemin ürünleri (mezun öğrenciler) çok fazla gelecek vaat etmemektedir. Hatta İngiltere sistemdeki boşluğu öğrenciye orantılı güç (dayak) kullanmayı yasalaştırarak gidermeye çalışmaktadır.

Her sektörde olduğu gibi eğitim sahasında da arge çalışmaları önemli bir tutmaktadır. Çünkü sürekli olan değişim ve dönüşümün yakalanması için ve genlerimize, sosyokültürel özelliklerimize  uygun gerçek bir milli eğitim için arge çalışmaları şarttır. Zaten her yıl argeye ayrılan pay artmaktadır.

  Öğretmen yetiştiren kurumların  tarzı ayrıca ve dikkatle izlenmeye değerdir. Çünkü bu kurumlar en güzel ortamlarda öğrencileri okutmakta fakat mezun olduktan sonra öğrenciyi suyu, elektriği ve lojmanı olmayan oldukça zor şartlarda yalnız bırakmaktadır. Avrupa’da ise yeni mezun öğrenciler şehir merkezinde göreve başlayıp kademeli olarak kırsala gönderilmektedir. Bu ise adaptasyon süreciyle ilgili sıkıntıları büyük ölçüde önlemektedir.
 

  Okulların altyapı sorunları büyük ölçüde giderilmekte, BT sınıfları artmakta , laboratuar ortamları düzelmektedir.  Fakat nitelikli öğretmen ve öğrenci yetiştirilememesi eğitimin sadece altyapı olmadığını gösteriyor. Yurt dışına giden ve kendini geliştiren birçok öğrenci ise ülkeye dönmemekte veya dönse bile aradaki farkı görünce sükut-ı hayale uğramakta ve yeterince motive olamayıp verimli olmamaktadır.

  Teknolojide  ilerleyen  ve Dünya hakimiyetini kuran Batı’nın sistemi mi yoksa daha ziyade ahlaki ve insani olarak insan yetiştirme çabasında olan Doğu’nun eğitim felsefesi mi? Sanırım ideal olan ikisinin karma bir şekilde ele alınıp her iki sistemden maksimum düzeyde istifade etmek olmalıdır ki bu da oldukça zor görünüyor.

Dünya ve hayatla uyumlu, gelişen ve değişen teknolojiye adapte, kendini ifade eden, çalışkan, ahlaklı,basiret gücü yüksek, özgüveni tam,ülkesini ve milletini seven,saygılı ve dürüst insan tipi ideal eğitimin amacıdır. Fakat görünen o ki ne Batı ne de Doğu eğitim sistemi bunu yakalayamamış maalesef ülkemizde bu amacı ıskalamıştır.  En azından şu ana kadar.

  Okulöncesi öğretimden yüksek öğretime kadar  arge çalışmalarıyla dünya ölçekleri çok iyi analiz edilip milletimize uyan özellikler süzülüp alınabilir. Nitelikli eğitimci sorunu çözülüp altyapı sorunları halledilirse sistem biraz rahatlayabilir. Ayrıca sistemi hantallıktan kurtarmak için çok fazla olan ve kutlanarak zaman  kaybına  yol açan belli gün ve haftalar sistemden çıkarılabilir. Çünkü bazı günleri kutlamak için öğrenci 1 aydan fazla süre çalışıyor ve dersler oldukça aksıyor, bunun önüne geçilebilir.


  Ayrıca her kurumda olan  liyakatsiz ve ehliyetsiz insanların kurumları işgal etmesine müsaade  edilmemelidir. Yönetici veya eğitimci olarak seçilen kişilerin mesleki formasyonlarının yeterliliği yanında insani ve ahlaki özelliklerine de dikkat edilmelidir. Okullarımızda uygulanan sene başı ve sene sonu seminer dönemlerinde hiçbir şey yapılmamakta ve öğretmenlerin günü boş geçmekte. Halbuki bunun yerine yaklaşık 1 ay süren bu seminer dönemlerinde öğretmenlere iletişim, bilgisayar, yabancı dil v.b konularda belli mecburiyetler getirilip öğretmenlerin kendilerini gerçekleştirmelerine ve geliştirmelerine olanak tanınmalıdır. Her yıl 1 ay   olan bu seminerleri alan 30 yıllık bir öğretmen düşünürsek  900 günlük (yaklaşık 2.5 yıl) bir eğitim sürecinden bahsetmiş olacağız. Bu bile tek başına büyük bir başarı olur ki zaten eğitim sistemine baştan sona çok büyük bir katkı sağlamış olur.


    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV