25 Mayıs 2018 Cuma

OKUL BAŞARISI ÜZERİNE-2

GÜNDEM YORUM / KASIM UÇKAN

30 Kasım 2011 Çarşamba 01:01
Bu haber 3224 kez okundu
OKUL BAŞARISI ÜZERİNE-2

       Eğitim her şey bittikten sonra bize kalanlardır diyebiliriz. Eğitimi salt ezbere dayamak gerçekçi değildir, zaten bu tarz yaklaşım kalıcı da olmaz. Eğitimi bir hayat felsefesi olarak benimsemek ve hayat boyu öğrenmeye açık olmak gelişim ve değişim için vazgeçilmezdir.

       Eğitimin üçayağı vardır. Bunlar: Okul, aile ve çevredir. Bunları birbirinden bağımsız düşünmek yerine birbirinin tümleyeni olarak görmek başarıyı getirir. Ailenin eğitim seviyesi, içinde bulunup yetiştiğimiz çevre ve okul kalitesi gelecek hayatımızı şekillendirir. Her şeyden önce ailenin eğitimin önemini kavramış ve içselleştirmiş olması gerekir. Belli eğitim düzeyine sahip aile çocuklarının daha başarılı olduğunu söylemek abartı olmaz. Çünkü bu ailelerde çocuğa derslerde yardım ve rehberlikte doğru yönlendirme vardır. Her ne kadar okulların rehberliği ve rehber öğretmenleri varsa da ailenin rehberliği çok önemlidir. Ailenin sorumluluğu çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılamakla bitmez. Aynı zamanda çevre konusunda da çocuklara rehberlik yapıp tecrübelerini aktarmalılar. Tabi bunu çocuğu küçümseyip her şeyi biliyor edasıyla yüksek perdeden yapmak ters teper. Sabırlı, anlayışlı ve hoşgörülü bir iklimde çocuğu tahkir ve tezyif etmeden yapılan rehberlik hizmetlerinin meyveleri er ya da geç mutlaka alınır. Örneğin kötü arkadaş seçimi insanların sadece okul hayatını değil aynı zamanda tüm hayatını karartabilecek bir niteliğe bürünebilir. Özellikle ergenler aileden çok arkadaşlarına meyyal olma durumunda olup arkadaşlarına söylenen hiçbir olumsuz söz ve davranışı kabullenmezler. Burada ailenin ‘’illa o arkadaşınla görüşmeyi keseceksin.’’ yaklaşımı da doğru değildir. Genelde bu yaklaşım tersi sonuçlar doğurduğu gibi çocuğun ailesinden soğumasına da yol açar. Burada kontrollü gözlem ve sabır gösterme yerinde olacaktır.  Tabi çocuğun bütün hayatını etkileyecek olumsuz karar ve davranışlar göstermesine müsaade edilmemelidir. Uzaktan ve sıkmadan yapılacak bir takip bir müddet sonra pozitif sonuçlar verebilir. Kişinin arkadaşının kalitesi ne ise kendisinin kalitesi de o kadar olur. Ergen/öğrenci bir müddet sonra ilk zamanlar doğru bulmadığı ve onaylamadığı davranışları bir zaman sonra kendisi yapmaya başlar. Sonuç özelde okul,  genelde ise hayat başarısızlığı ile sonuçlanır. Yanlış arkadaş seçimi ile doğru kararlar verip başarılı olmuş tek insan yoktur. Kaliteli ve başarılı insanlarla vakit geçirip onların niteliklerini edinmek güzel ve başarılı bir hayatın anahtarıdır. O yüzden aileler çocukların arkadaş seçimine dikkat etmeli ve hayatlarını karartmalarına müsaade etmemelidir.


     Aileler yeterince eğitimli değilse (bazen eğitimli olsala da) okul seçimi, kaynak seçimi v.b konularda hata yapabilmektedir. İnsan en basit konuları bile yanlış kaynaklardan çok zor öğrenip okuldan ve derslerden soğuyabiliyorken, doğru kaynaklar sayesinde çok zor görünen konuları bir çırpıda öğrenip okul ve hayat konusunda domino etkisiyle yol alabilir. Bilen birilerine danışmak, biraz inceleme ve araştırma ile aileler rahatça doğru kaynak seçebilirler. ‘’Danışan dağlar aşar, danışmayan ise düz ovada yolunu şaşar.’’ atasöz  olayı özetleyen bir cümledir. Doğru kaynak seçimi, belli zamanlı tekrarlar, belli aralıklarla girilen deneme sınavları ve çözülemeyen soruların bilenlere çözdürülerek mantığının anlaşılması(ezberlenmesi değil), her gün belli miktar soru çözümünün alışkanlık haline getirilmesi, farklı kaynaklardan istifade ederek değişik soru tarzlarıyla çalışma imkânlarının elde edilmesi, dvd lerle ders çalışma başarı için izlenmesi gereken belli başlı yollardır. Günümüz öğrencisi önceki nesile göre hem şanslı hem de şanssızdır. Şanslıdır;  çünkü artık bilgiye ulaşmak çok kolay. Şanssızdır, çünkü kapitalist sistem her alanda olduğu gibi eğitim sektörüne de el atarak rekabeti körükledi. Bugün Dvdlerle çalışma imkânı, internetten faydalanma imkânı dershaneyi eve getirmiştir. Aslında bugünlerde azimli ve samimi olan öğrenci diğerlerine fark atabiliyor. Özel ders alma veya dershaneye gitme imkânı olmayan öğrenciler cüzi rakamlarla dvdlerden veya internetten gerekli bilgilere ulaşabiliyor. Artık samimiyet ve arzu başarıyı belirleyen temel faktörler durumunda. Bahsettiğimiz durumu her yıl üniversite sınavlarında derece yapan ve imkânsızlıklar içinde yetişen öğrencilerde görmek mümkün. Bu oldukça sevindirici bir gelişmedir çünkü eğitimin tekelleşmesini önlemektedir. Bir kişi samimiyetle ve belli bir disiplinle ve doğru kaynaklarla çalışarak dershaneye gitmeden,  özel ders almadan hayallerindeki üniversiteyi ve bölümü kazanabilir. Zaten dershaneler ve özel ders artık bir sektör oldu ve belli kesimlerin sömürü aracı olarak kullanılmakta. Kişide samimiyet ilgi, alaka ve merak yoksa zaten bu öğrenciye yapılacak hiçbir şey yoktur. 

     Ülkemizdeki yanlış davranış tarzlarından bir diğeri ise çocukların bütün isteksizliklerine rağmen illa ve zorla okutulmaya çalışılmalarıdır. Aile çocuğun okuması için tabi ki elinden geleni yapmalı, imkanları seferber etmeli fakat her şeye rağmen çocuk okumak istemiyorsa başka alanlara yönlendirilebilmelidir. Çocuğun sevdiği ve ilgi duyduğu, yaparken kendini mutlu hissettiği bir işe yönlendirmek hem çocuğu hem aileyi rahatlatır. Tabi ki bir ülke vatandaşlarının kültürel seviyesinin yüksek, insanlarının eğitimli olması elzemdir fakat unutulmaması gereken bir diğer gerçek ise herkesin okuma mecburiyetinin olmamasıdır. Yani bu ülkeye bir doktor, mühendis kadar aynı zamanda marangoz, demirci, güvenlik, manav v.s de lazımdır. Kişi okuma konusunda yetenekli olmayabilir fakat başka bir alanda,  örneğin ticarette çok yetenekli olabilir. O zaman yapılması gereken zaman kaybetmeden bu yeteneği fark edilen bireyin ticarete yönlendirilmesidir. Veya ailelerin yaptığı bir diğer hata müziğe çok yetenekli bir öğrenciyi illa matematik öğretmeni yapmaya çalışmak veya spora çok yetenekli bir öğrenciyi mühendis yapmaya çalışmaktır. Bırakın kişiler olmak istedikleri şeyi olsunlar(Tabi doğru özellikler için). Toplum, değişmekle beraber bazı yanlış davranış kalıpları halen devam etmekte. Mesela bir matematik veya fizik öğretmenini müzik veya resim öğretmeninden çok daha yüksek ve yüce  görmek gibi.  Aslında gerçekte hepsi de öğretmendir ve ülkenin matematikçiye olduğu kadar aynı zamanda müzikçiye, resim ve beden eğitimi öğretmenine de ihtiyacı vardır. Maddi olarak aralarında zaten pek fark yoktur,  aşağı yukarı aynı maaşı alırlar. Ailelerin ve toplumun yerleşmiş olan bu yanlış davranış kalıplarını yıkmaları gerekir. Mesela yıllarca kız çocukların okumasına gerek duyulmadı ama son zamanlarda görüldü ki onlara da okuma şansı verildiğinde en az erkekler kadar başarılı ve üretkenler, hatta daha çok sorumluluk sahibiler. Maddi getiri anlamında da okulu bitirdikten sonra erkeklerle aralarında bir fark olmuyor, hatta erkeklerden çok daha yüksek puanlarla çok daha iyi üniversiteleri kazanan kız öğrencilerimiz var. Bu tabu son zamanlarda epeyce yıkıldı. İşte bunun gibi ailelerin ve toplumun daha yıkması gereken birçok tabu var.


    Öğrencilere yapacakları şeyi istemelerini sağlayarak yaptırmak önemlidir. Burada öğrenci kendi ilgi ve isteği harekete geçtiği ve dışarıdan gelen bir baskı değil de,  içinden gelen bir motivasyon söz konusu olduğu için kendini o işi yapmak zorunda hisseder. Burada öğrenciye yapacağı işi ailesinin özendirmesi gereklidir. Çünkü insanlara yapacakları işi istetirseniz  iş hem gönüllü olur hem de karşılıklı negatif enerji sarfiyatı minimuma iner. Okumak ve okula gitmek istemeyen öğrencilere aileler yaz tatillerinde zor işleri vererek hayata hazırlayabilirler. Özellikle zor seçilmiş bir iş öğrencinin okuma konusundaki isteksizliğini kırabilir. Böylelikle öğrenci hayatın zorluğunu görüp okul ve okumanın kıymetini anlayabilir.  Okula ve okumaya karşı negatif olan bazı öğrencilerde bu teknik oldukça kullanışlıdır. Mesela yaz tatilinde demir doğrama, mobilya veya inşaat işine götürülen/gönderilen bir öğrenci eğer bir miktar kavrayış sahibi ise kıyası yapacak ve mesajı alacaktır. Tabi okula karşı oldukça negatif olan ve okumamayı hayatının yegâne amacı haline getiren bireylerde sonuç almak her türlü imkansızdır. Bununla birlikte özgüven eksikliği yaşayan öğrenciler için aileler onların özgüvenlerini artırıcı teşvikler vermelidir. Örneğin yapabilecekleri kolay işlerden başlayıp zorluk derecesini kademe kademe artırmak ve bu arada olumlu pekiştirmeler ve ödüller vasıtasıyla motivasyon artırımına gidilebilir. Asla pozitif şeyler ve ödev konusu ceza olarak verilmemelidir. Bu, öğrencide normalde görevi olan şeye karşı olumsuz bir tutum geliştirir. Ödev konusunda da veliler çocuğun ödevini yapmak yerine ipucu vererek rehberlik etmeli ve çözümleri onlara buldurmalıdır. Aksi davranış çocuğu hazırcılığa ve kolaycılığa itecektir. Eğer öğrenci ilk kademe öğrencisiyse dersler mümkün mertebe oyun ve müziklerle eğlenceli bir ortamda verilmeye çalışılmalı ve farklı uyaranlar vasıtasıyla motivasyon üst düzeyde tutulmalıdır. Öğrencilerin anlamak istemedikleri en önemli konulardan biri de dersi derste anlamanın önemidir. Dersi derste dinlemeyen ve anlamayıp evde kendi başına anlamaya çalışan öğrenci çok daha fazla efor sarf etmek zorunda kalır. Dersi derste anlayan öğrenci ise evde tekrar ve soru çözme ile diğerine fark atar.


       Bu hayatta sihirli değnekle başarıya ulaşmak diye bir şey yoktur. Çocuklara başarılı olmuş büyük insanların hayatları okutularak motivasyonları sağlanabilir, onlara ait hikâyeler anlatmak ve dinletmek yoluyla zorluklara rağmen hayatta ilerleme ve başarılı olma hakkında fikir edinmeleri sağlanabilir.

   Tabi bahsedilenlerin yapılması için ailenin çocuğuyla iletişimi üst düzey olmalıdır. H.z Ali’nin şu sözü velilere bu konuda örnek olmalıdır: ‘’7 yaşına kadar çocuğunuzu sevin, 15 yaşına kadar oynayın, 15 yaşından sonra ise danışın.’’ Yine H.z Ali başka bir sözünde ‘’Çocuğunuzu içinde bulunduğunuz çağa göre değil, onların içinde yaşayacağı çağa göre yetiştirin.’’ diyor.

      


    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV