23 Mayıs 2018 Çarşamba

MODERN HAYATIN DAYATMALARI-1

GÜNDEM YORUM / KASIM UÇKAN

16 Ekim 2011 Pazar 15:11
Bu haber 3335 kez okundu
MODERN HAYATIN DAYATMALARI-1

            Modernizm sözlük anlamı olarak; Asri şeylere düşkünlük, yenilikçilik ve gelenekçiliğe karşı olma halidir. İçinde yaşadığımız yüzyıl binlerce yıldır yapılan icatlardan daha çok icadın yapıldığı, daha çok bilginin üretildiği, teknolojinin ışık hızında ilerlediği bir yüzyıldır. Bilgi ve teknolojiye yetişmek hayal oldu. Hız yeni yüzyılın ilahı konumunda rağbet görüyor. Herkeste bir telaş, bir yerlere yetişme ve bir şeyler yapma derdi var. Dikkat edilirse hep eleştirdiğimiz batılılardan farkımız kalmadı; onlar gibi giyiniyoruz, onların yemek tarzı fast foodlarla besleniyoruz, onların filmleri, teknolojileri ve kaynakları başucu rehberimiz oldu. Kınadık ve kınadıklarımızın durumuna düştük. Yani modernizm sözlük anlamını icra ediyor dersek hata etmiş sayılmayız.


                Bu yüzyıl Dünya’nın başkalaştığı ve her şeyin tepeden tırnağa değiştiği bir yüzyıl oldu. Özellikle son 20 yıl içinde bilişim teknolojisinde yaşanan değişimler baş döndürücü ve bir yerden sonra korkutucu boyutlarda. Toplum olarak 10 yıl önce belli özelliklerinden dolayı kınadığımız ve aşağıladığımız batılı hayat tarzı; internet, hızlı iletişim ve maddi refahla birlikte hayatımızın her alanına sirayet etti. Değişim kendini kabul ettirdi ve normalde yüzyılları bulan sosyal dönüşümler 50 yıla hatta 20 yıla sığdı. Batılı gibi yaşamak kötü müdür veya Batı’nın prensipleri total olarak yanlış mıdır? Batının keşifçi ruhu ve zihinsel geviş getirmesi elbette pozitifti, fakat sosyal yaşam tarzları bize uymamaktaydı. İletişim,  küresel emperyalizm ve kapitalizm üçlüsü modern hayatı mimarimize kadar dayattı. Bir yerden sonra bireyler değişime direnememekte. Gerçi doğru değişime direnmek ne kadar mantıksızsa, sorgulamadan içeri buyur etmek de o kadar mantıksızdır.

              Toplumumuza baktığımız zaman bir zamanlar ‘’çok ayıp’’ karşılanan şeylerin artık sıradan olduğunu görüyoruz. Toplumdaki en büyük sorun şu anda güven bunalımıdır. Toplum olarak ne kadar modernleştiysek o kadar İslami ve insani hayatın dışına çıktık. Çünkü daha birkaç yıl önce toplumun temel taşları olan ahlak, güven, sözünde durma, cömertlik, yardımseverlik, sıla-i rahim, saygı, hoşgörü v.b kavramlar yeni dünya düzeniyle birlikte rafa kalktı. İnsan olmanın asgari şartları artık birer meziyet oldu.  Kendimizi;  kimsenin kimseye güvenmediği, misafir ağırlamadığı ve akşamları koltuğa uzanıp, t.v izleyerek ve misafir gelmesin diye adeta dua ettiği, iyi niyet ve güzel ahlakın saflık ve mallık olarak görüldüğü, hasedin ve edepsizliğin tavan yaptığı bir dünyada bulmak,  bundan sonra  dünyaya bu şartlarla adapte olmak zorunda olduğumuzu bilmek insanın ruhunu yaralıyor,  geçmişe özlemini artırıyor.

              Çağın en büyük sıkıntısı maddiyat ve makam-mevki ile ilgili. Artık insanlar parası olan ve mevkisi üst düzey bireyleri bütün zaaflarına karşın onurlu ve haysiyetli; öte yandan gerçekten onurlu ve haysiyetli fakat maddiyat ve makamdan yoksun bireyleri ise değersiz ve muhatap alınmaz olarak görüyor. Sanırım filmin koptuğu yer burası. Eskiden toplumun geçerli akçesi olanAllah Rızası ve kalp/gönül kazanmak’’ yerini maddiyata bıraktı. Bir zamanlar bu değerlere karşı olan ve komünizm ile yönetilen Sovyetler Birliği ve Çin komünizmden vazgeçerek liberal ve kapitalist devletler oldular. Bunun en son örneği Küba oldu ve efsanevi liderleri Fidel Castro’nun koltuğu bırakmasıyla onlarda modern hayata merhaba dediler. Yani değişim devletler bazında oldu, devletler bile bu rüzgâra karşı koyamadılar.

                Hepimizin bildiği basit bir örnek vermek istiyorum: Eskiden köylerimizde kayısı ticareti güven üzerine yapılırdı, tüccar parası olmasa bile kazandığı güven ile iş yapar,  hayatını idame ettirirdi, insanların sözü bir nevi senetti. Toplum da aksi davranışta olanları dışlardı fakat şu anda bir iki istisna hariç kimse vadeli olarak ticaret yapamıyor, her yere kefil ve senetle gidilmek zorunda. Güven bağları artık aileler arasında bile çok zayıf. Boşanmalar had safhada, aileler şiddetli geçimsizlik sendromuyla baş başa. Aynı aileden olan bireyler güven bunalımından dolayı ciddi sorunlar yaşamakta, miras kavgaları can almakta.

             Bu değerler köylerimizde bile yitirilmek üzere. Eskiden sıkıntıda olan ve mazereti olan ailelere komşuları imece usulü yardım ederken, şimdi ise yapılan en ufak bir yardım karşılığında para beklentisi var. Hatta kimse ücret karşılığında bile iş yapmak istemiyor. Kimse kimseye yardım etmiyor, yapılan yardımlarda genelde ‘’Kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez hesabı’’ ince ve derin hesaplara dayalı. Harbilik, hasbilik ve kalbilik iflas etmiş durumda. Hayat tarzımız o kadar değişti ki artık köylerimizde (belki komik gelecek) kimse hayvan beslemiyor, tarlayı ekmiyor veya çok az ekiyor. Tavuğun olmadığı, ineklerin otlamadığı ve ürünlerin doğal olmadığı bir yerin köy ile ne ilgisi var? Neredeyse tavuklar bile eskisi gibi gıdaklamıyor desek yeridir hani. 

              1980lere kadar kentli nüfus oranı %35,  köylü nüfus oranı %65lerdeydi. Şimdi ise kentli nüfus % 70, köy nüfusu % 30. Yani hızla kentleşiyoruz.  Artık evlenen gençlere sunulan ilk şart düğünden sonra şehre yerleşme şartıdır. Kimse köylerde yaşamak istemiyor. Herkes general olmak istiyor ama bu ülkenin ve dünyanın askere de ihtiyacı var. Herkes villalarda yaşamak istiyor ama mantık olarak domates yetiştiren, inek ve tavuk besleyen fertlere de ihtiyaç var. İnsanlar yaşam tarzlarından ve makam mevkilerinden dolayı kırmızı çizgiler ile birbirlerinden ayrıldı. Bu ayrım şehirlerde ‘’çevre yolunun altı ve çevre yolunun üstü ‘’ olarak gerçekleşti. 

               Köylü köylülüğünden ve köyde yaşamaktan utanıyor,  şehirli ise daha lüks arabaya binemediği için kendini kötü hissediyor. Kanaatsizlik asrın vebası oldu. Evine helal ve temiz lokma götürmek yerine, köşeyi dönmek (Ama her ne pahasına olursa olsun) prim yaptı. Evlerimiz genişledi, güzelleşti ama ruhlarımız daraldı; insanoğlu uzaya gitti fakat üst komşusuna gitme zahmetinde bulunmadı, söylemler edebileşti fakat pratikler kayboldu, maddi olarak her şeyi satın alabilecek duruma geldik fakat evlerimizde  huzur ve mutluluk yitik değerlerimiz oldu, çok şey öğrendik ama hayata aktaramadık, hayatı hızlı yaşadık fakat her şey eksik kaldı, hiç bir şeye yetişemedik.

                     Gençliğin tek derdi karşı cins ve cinsellik. Herkeste takdir edilme ve pohpohlanma isteği tavan yapmış durumda. Mütevazilik, şükür ve insanlık yerini popüler kültüre bıraktı. Asla doymayan, aşkın olanı umursamayan, benmerkezci ve empati yoksunu bireyler türedi. Ne kendi değerlerimizi koruyabildik ne de tam anlamıyla ve de hakkıyla Batı’lı olabildik. Arada bir yerlerde kimliksiz dolaşıyoruz. Ergenlik dönemimizi bir türlü bitiremedik, bir türlü insan-ı kâmil olamadık.

    



    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV