18 Aralık 2018 Salı

DİN VE AHLAK EĞİTİMİ ÜZERİNE NOTLAR-4

GÜNDEM YORUM / KASIM UÇKAN

13 Ekim 2011 Perşembe 01:19
Bu haber 3886 kez okundu
DİN VE AHLAK EĞİTİMİ ÜZERİNE NOTLAR-4
             Din kavramı eğer kıymeti bilinirse toplumsal barış için büyük kazançtır. Din sosyal patlamaların subabı olarak işlev görür. Din derslerinin zorunlu olması her ne kadar bir kesimi rahatsız etse de belki bugün Avrupa veya Amerika kadar yozlaşmamamıza vesile olan en büyük âmildir. İlköğretimde okutulan Din Kültürü Ve Ahlak Bilgisi Dersi isminden de anlaşılacağı üzere dini bir ‘’kültür’’  olarak sunma gayreti içerisindedir. Din bir bakıma kültürdür, bir bakıma pozitif gelenek, rasyonalizm, paylaşımcılık, demokrasi v.b dir. Din bütün bilimlerin kapsayıcısı durumundadır ve bazılarının ısrarla iddia ettikleri gibi bilimle de çatışmaz. Dinin psikoloji, sosyoloji, iktisat, felsefe, sağlık, eğitim ve daha birçok alanla ilgili hükümleri rasyonel ve reeldir.  Öğrencilere zorunlu olarak verilen bu ders çocuklarda Allah korkusu ve vicdan duygusunu geliştirdi. Şimdilerde seçmeli olarak verilmesi gündemde. Kanaatimce korkacak hiçbir şey yok. Fikrine ve kendine güvenen hiç kimse değişim ve gelişimden korkmaz,  aksine adapte olur.


        Aleviliğin müfredata seçmeli ders olarak girmesi veya din dersinin seçmeli olması, gelecek yıl Arapça derslerinin 4. Sınıftan itibaren seçmeli olması ‘’daha çok özgürlük ve herkese özgürlük’’bağlamında değerlendirilmelidir. Büyük milletlerin küçük hesapları olmaz. Baskı, sindirme, korkutma ve yıldırma ile hayatın hiçbir alanında sonuç alınamaz. Bir müddet alınıyor gibi görünse de gerisi koftur,  boştur. İsteyen istediği dersi seçecek, yetenek ve becerisini ilgili alanda değerlendirecektir. Bu özgürlüğün asgari şartıdır.

      Osmanlı imparatorluğu içinde 72 milletin yaşadığı söylenir. 600 yıl boyunca üç kıtaya hükmeden imparatorluğun bu başarısının sırrı fethettiği yerdeki halka din, vicdan ve kendini ifade etme özgürlüğünde saklıdır. Osmanlı bunu baskı ve korkutma ile yapamazdı. Hatta birçok millet zalim olan kendi hükümdarlarına karşı Osmanlı’dan yardım istemiştir. Osmanlı İmparatorluğunun fethettiği yerlerde sınırsız dini özgürlük vardır. Kilise kendi hükümdarları döneminde olmadığı kadar rahat hareket etmiştir. Bu bakımdan din ve ahlak ilkelerinden korkmak yersizdir ve büyük milletlere yakışmaz. Zaten eğer müfredata Alevilik, Arapça girdi diye veya din dersi seçmeli oldu diye bir devlet bölünecekse, o halk kısa sürede ahlaksız ve iffetsiz olacaksa demek ki duvarlarımız pamuktan örülü!! Kendimize güvenip geçmiş tecrübelerden istifade edersek belli bir kesiminde hesapları altüst olacaktır. Çünkü yıllardır bu konulardan bahsedip ülkenin özgür ve demokratik olmadığından yakınıyorlardı. Para piyasası gibi fikirlerin de piyasası vardır. Fikirler çarpışacak ve en iyi fikir bir zaman sonra alıcısını bulacaktır. Bu anlamda tartışmalar ve fikirlerin çatışıp en iyinin husûle gelmesi demokratik tavır ve ülkenin gelişimi açısından kazançtır. Korkakların tarih yazdığı görülmemiştir fakat hepsinin tarihin çöp sepetine atıldığı vâkîdir.

        Malum bir kesim sürekli ‘’İran olmaya doğru gidiyoruz’’ diyerek ülkede yıllarca korku imparatorluğu kurdu. Hatta samimi dindarlar bile bundan etkilenip dini standart ritüellerden ibaret olarak görmeye başladı.  Bu ülkede sürekli bir korku kaynağı oldu: Bir zamanlar İran olcağız dendi, bunun modası geçince Cezayir’de şeriatçıların katliam yaptığı pompalandı, bir ara Malezya olmaktan bahsedildi. Toplum mühendisleri her zaman iş başındaydı ve toplumu (dindarlarda dahil) sürekli gütme amaçları vardı. Onlara göre bu toplum kâmil değildi ve her zaman bir çobana ihtiyacı vardı. Gelinen noktada kimin hayat tarzına müdahale edildi veya kim istemediği şeyleri giymeye ve yapmaya zorlandı?

      Eski İngiltere başbakanlarından Tony Blair seçimleri kazandıktan sonra kendisine sorulan ‘’ilk icraatınız ne olacak?’’ sorusuna ‘’Eğitim, eğitim, eğitim’’ diye cevap vererek konunun önemi üzerinde durmuştu. Avrupa veya Amerika’da çocuklar kiliseye yönlendirilirken,  bizde ise Din Dersi öğretmenleri müfredatta olan’’ Namaz Öğretimi’’ konusu için uygulama yapmak üzere çocukları camiye götürdüğünde haklarında soruşturma açıldı. Namaz kılan ve ahlaklı olanlar terörist;  pavyona gidip içki içerek rahatsızlık verenler ise çağdaş ve modern oldu. Medya ve belli güç odakları sayesinde bu ülkede hep dinsizlik ve ahlaksızlık prim yaptı, dini ve güzel ahlaki değerler ise yerden yere vuruldu. Gelinen nokta: Annesinin boğazını kesen Öss’de Türkiye dereceli evlatlar, tecavüzler, tacizler, hırsızlıklar… Bunlar bugüne kadar uygulanan eğitim sisteminin çıktılarıdır. Geçmişin ‘’dini kavram ve ahlak ilkelerinden yoksun eğitimi’’ acı meyvelerini vermiştir. Eğitim uzun soluklu bir iştir, bir nevi maraton koşusudur. Eğitimin sonuçlarını ertesi günün sabahına alamazsınız, yıllar hatta yüzyıllar sürer toplumların değişimi. Osmanlı bile 200-220 yıllık bir süreden sonra yıkıldı onca çürümeye rağmen.Toplumların değişmesi veya sosyal olayların sonuçlarının net olarak algılanması için bazen yüzyıllar gerekebilir.Cumhuriyetle birlikte uygulanan eğitim sistemini ve seküler değerleri bu toplum bir türlü sindiremedi, kabullenemedi.

      Bizde elit kesim dini ‘’yoksullara ait bir fenomen’’ olarak görme eğiliminde.Onlara göre ne kendilerinin ne de evlatlarının dini hiçbir değere gereksinimi yoktur.Fakat gelinen noktadan elit ve profan kesim bile oldukça rahatsız.Herkesin ağzında aynı cümle:’’ Ne oluyoruz, nereye gidiyoruz, niçin böyle olduk, insanlık bitiyor mu?’’v.b, yani hiç kimse gidişattan memnun değil, mutlu değil.İşin ucu kendilerine dokunmaya başladığından beri yakınmaları net duyar olduk.Gelinen nokta onların uyguladığı eğitim sisteminin(yada eğitim sistemsizliğinin) sonucudur. Patates ekilen tarladan domates hasat edilecek değildi… Bu kesime göre Müslümanlar kaba, eğitimsiz, kafaları çalışmayan insanlar. Oysa kendi camlarının kirli olduğunun farkında değiller. Zahmet edip evlerinin camlarını silseler aslında onların tertemiz,  kendilerinin pasaklı olduklarını görecekler. Kısacası bu insanların din anlayışı sakat dersek yanlış olmaz. Bunların güç ve konumlarından dolayı hep yönetimde olduklarını düşünürsek neden bu çıkmazlarda olduğumuzu anlamak için çok da zeki olmaya gerek olmadığını görürüz.

      Şu anda moda’’küresel ahlaksızlık’’ ve bencilliktir. Batı dünyası dinimize ve bize ait olan değerleri bilimle keşfedip uygulamaya başladı. Semavi dinlerin öğretileri olan iyilik, hoşgörü, anlayış, yardımseverlik, diğergâmlık, cömertlik, doğru ve dürüst olma v.b kavramlar bizde mevcut, fakat kimse kullanmıyor ve yavaş yavaş bu kavramlar tedavülden kalkıyor gibi görünüyor. Batı ise kendi kurtuluşu için giderek bu kavramlara sarılmaya başladı. Artık Batı’daki çoğu üniversitede ‘’karşılıksız iyilik yapma dersleri ‘’uygulamalı olarak veriliyor ve bu dersleri almayan veya geçemeyen öğrenciler mezun edilmiyor. Batı her şeyin rasyonalizm olmadığını ve insanın ‘’bir ruha sahip olduğunu’’ yeni hatırladı ve eğitim sistemini de bu gerçeklere dayanarak inşa etmeye başladı. Bizde ise her şey tersine işliyor adeta. Batı’nın bilimle keşfettiği değerler bizde binlerce yıldır var ama rağbet görmüyor. Batı bizim değerlere;  biz ise Batının değerlerine sarılmaya başladık. Ne garip değil mi?

       Şu anda dünyanın her yerinde ve her sektörde küresel kapitalizm ve uluslar arası sermayenin izlerini görmek mümkün. Kapitalizm;  din, pozitif gelenek ve muhafazakâr değerlerle barışık olmaz. Bu kapitalizmin ruhuna aykırıdır. Rekabeti ve tüketimi körükleyip insanları hayvanlaştırmanın yegâne yolu dini değerleri ve ahlaki ilkeleri yok etmektir. Şu anda olan da bu.

      Bizde belli bir kesim Osmanlı üzerinden dini değerleri ve ahlaki ilkeleri yıllarca aşağıladı/aşağılıyor. Bunların çok iyi bildikleri fakat açıklamaya bir türlü cesaret edemedikleri gerçekler var. Meselâ A.B.D aslında eyalet sistemini uyguluyor,  ki bu Osmanlı’dan alınan bir sitemdir. Şu anda Osmanlı arşivlerini en fazla inceleyen Amerika’lı bilim adamları ve akademisyenlerdir. Hatta Osmanlı’nın et ticaretini, tarımını, kendilerinin binlerce askerle koruyamadıkları bölgeleri Osmanlı’nın nasıl olup da bir tabur askerle koruduğunu, Osmanlı hukuk ve siyaset sistemini v.s incelemekte ve sitifade etmekteler. Hani bizde bir söz var:’’ Ecdat tarih yazmış torun okumaktan aciz’’. Batı’ya öykünmenin, eğitim sistemini onlar gibi düzenlemenin aslında mantıklı bir yönü yok. Tabiî ki Batı’ya ait pozitif ve müsbet değerleri alalım, işimize yarayacak her türlü faydalı bilgiyi kullanalım;  ama bu adamların aslında bizim binlerce yıldır sahip olduğumuz ve kullandığımız birçok değeri daha yeni keşfedip ‘’hayat reçetesi’’ olarak gördüğünü ve kullanmaya başladığını unutmayalım!


   

   

    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV