18 Aralık 2018 Salı

DİN VE AHLAK EĞİTİMİ ÜZERİNE NOTLAR-2

GÜNDEM YORUM / KASIM UÇKAN

07 Ekim 2011 Cuma 20:55
Bu haber 3454 kez okundu
DİN VE AHLAK EĞİTİMİ ÜZERİNE NOTLAR-2
Eğitimle birçok şeyin değiştirilebileceğinin farkında olan ülkeler ve buralarda görevli üst düzey bürokratlar zihinlerindeki plan, proje ve emelleri ülke eğitim sistemine enjekte ederek kitlelerde bir zaman sonra kanıksama ve kabullenme durumları oluştururlar. Kitleler ilk zamanlar çok tepki gösterseler de bir zaman sonra olaya aşina olunur ve psikolojik bariyerler yıkılır, direnç azalır. Tamamen bir kabullenme ve tasdik olmasa da kerhen bir suskunluk oluşur.

Ülkemizde Osmanlı Eğitim sistemi son zamanlarda işlevsiz hale gelmiş ve ihtiyacı karşılayamamıştır. Dünyadaki değişim ve dönüşümü okumakta yetersiz olan son zamanların Osmanlı eğitim sistemi Cumhuriyet döneminde ise köklü değişikliğe uğramış ve jakoben bir tarzda halktan bir gecede değişmesi istenmiş.Yüzyılların alışkanlıklarının ve kültürel yapısının bir gecede değişmesinin beklenmesi ise başlı başına bir basiretsizliktir. Kısa zaman sonra olayın düşündükleri gibi olmayacağını anlayan devlet erkanı ‘’din ve ahlak’’ mefhumu üzerine yoğunlaşarak bu kavramları halkın gözünde itibarsızlaştırma ve gelinen noktanın sebebi olarak lanse etme çabasına girmişlerdir.

Bu amaçla ilk olarak 1925 yılında kılık kıyafet değişikliğine gidilmiş daha sonra bu değişikliği İstiklal Mahkemelerinin kurulması, 1928 yılında devletin resmi dininin İslam olduğu ibaresinin anayasadan çıkarılması, mecliste ant içme esnasında kullanılan ‘’vallahi’’ sözcüğünün anayasadan çıkarılması, laiklik ilkesinin benimsenmesi v.b kanunlar izlemiştir. Halkın çok kısa sürede köklerinden kopmaması ve reddi mirasa yönelmemesi istibdat dönemleriyle sonuçlanmıştır.

Avrupa’nın dinle sorunlu olması ve laikliğe yönelmesinin haklı gerekçeleri vardır. Şöyle ki: Avrupa’da insanlar dinin hegemonyası altında yüzyıllarca ezilmiş ve sindirilmiştir. Bilim adamları engizisyon mahkemelerinde yargılanıp idama mahkûm edilmiş halk ağır vergiler altında ezilmiştir. Halkta kiliseye karşı büyük bir nefret oluşmuş ve halk baskının sebebi olarak’’ din’’ kavramını görmüştür. Dolayısıyla halk dinden soğumuş, profan ve özgür bir hayatın özlemini çekmiştir. Baskılara dayanamayan halk arayışlara girmiş ve Amerika’ya göç etmiş. Zaten bugünkü Amerika’nın ataları Ortaçağda zulme uğrayan ve özgürlük arayışına giren Avrupalılardır. Aynı zamanda Ortaçağ Avrupa’sının korsan ve vahşi tipleridir. Bugün Amerika’nın ilerleyen teknolojisine, buluşlarına ve Dünya hakimiyetine bakıldığı zaman belki de geçmişteki atalarının genlerinde mevcut olan ‘’yenilikleri arama ve keşiflere açıklık’’ özelliğinin bugünlere tezahürü ve tevarüsüdür. Tabi aynı zamanda kıtada milyonlarca Kızılderili’yi katleden vahşi ataların izlerini de bugünlerde Afganistan ve Irak başta olmak üzere Dünyanın farklı bölgelerindeki operasyonlarından çıkarsayabiliriz. Avrupa ve Amerika’nın profan ve seküler bir hayat tarzı bu bakımdan bir nebze de olsa anlaşılabilir sebeplere dayandırılabilir.

Fakat aynı durum ülkemizde söz konusu olmadığı gibi bizde aksine din her zaman için farklılıkları birleştiren bir çimento vazifesi görmüştür. Din sayesinde geçmişte fetihler yapılmış, insanlar birbirlerinin hak ve hukukuna riayet etmiş, anlayış, sevgi, saygı, hoşgörü ikliminde güzel bir dünyanın temelleri atılmıştır. Şehitlik kavramı sayesinde de insanlar korkmadan ve istekle savaşmış ve Çanakkale Destanı başta olmak üzere birçok zafere imza atmıştır. Yani Avrupa için söz konusu olan durum bizler için söz konusu değildir.

Cumhuriyetle birlikte bizde dine karşı savaş açıldı ve bu durum eğitim sistemine de empoze edildi. Din ve dindarlık kavramı tamamen mürtecilik ile eşdeğer olarak algılandı. Dinini yaşamak isteyen samimi Müslümanlar aşağılandı. Din aşağılanırken Batı ve Batı’ya ait değerler ise kutsandı. Batılı gibi yaşamak, onlar gibi düşünmek ‘’ayrıcalık ve kültürlülüğün dışavurumu ‘’olarak görüldü. Dini değerler halk nezdinde itibarsızlaştırılmaya çalışıldı ve başta medya olmak üzere ordu, üniversite ve büyük sermaye adeta dine savaş açtı. Örnek alınan Batı’nın durumu bugün içler acısıdır. Ve Batı rejim ihracı yapmaya çalışırken kendi yaşam tarzında boğulmaktadır. Norveç gibi birçok ülke meclislerinde ‘’Manevi Değerler Komisyonu’’ kurarak dine ait kavramları canlandırmaya çalışıyor. Bu komisyonların başına ise papaz kökenli milletvekilleri getiriliyor. Amerika’da ise gençlerdeki bencilliğin ve hedonizmin önüne geçmek için üniversiteden mezun olma şartı ise birkaç ay belli bölgelerde ihtiyacı olan insanlara ‘’iyilik yapmak’’. Tabiat boşluk kabul etmiyor, din ve ahlak merkezin dışına itildiği zaman boşluğu din dışı kavramlar otomatikman dolduruyor. Zaten sadece Batı’ya baksak bile profan ve seküler hayatın kültürümüze, genlerimize, insanlığımıza ve geleneklerimize uymadığını görürüz. Kısacası Avrupa din(sizlik) konusunda oldukça güzel bir laboratuar olma işlevi görmeye devam ediyor. Rönesans ve reform hareketlerini Fransa’da ihtilalle taçlandıran Avrupa bugünlerde gençlerini madde bağımlılığından, seks bağımlılığından, psikolojik bozukluklardan koruyamıyor. Bugün Avrupa’da İslamofobi ve ırkçılık hiç olmadığı kadar yükselişte. Farklılıklara tahammül yok, insanlar arası ilişkiler menfaate gebe. Bunların hepsi içi boşaltılmış din kavramının sonuçlarıdır.

Bizde ise orta sınıf ailelerin çocuklarını gönderdiği İmam hatip Lise’si mezunları öncelikle üniversiteye alınmadılar, daha sonra iş hayatından tecrit edildiler. Oysa Kıbrıs harekatı sırasında savaşmak için kuyrukta bekleyenlerin çoğu İmam Hatip lisesi mezunlarıdır!!İmam Hatipliler bu ülkenin yitik ve üvey evlatları konumuna düşürüldü. Devlete askerliğini yapıp vergisini ödeyen fakat eğitimde fırsat eşitliğinden yararlanamayan bu insanlar ayrıma tabi tutuldular. Bu insanlara siz ‘’Temizlikçi olabilirsiniz, hademe olabilirsiniz veya alt gelir grubuna ait her türlü işi yapabilirsiniz fakat üst düzey brükrat olamazsınız, genel müdür olmazsınız’’ dendi. Aynı şekilde başörtüsü ile okuyamayan birçok kardeşimiz yurt dışına gitmek zorunda kaldı. Bu insanlar çok sıkıntı çektiler fakat bu hayatta hiçbir şey ‘’mutlak surette iyi ya da kötü’’olmadığından şer gibi görünen bu olaylar bazı hayırlara da vesile oldu. Bu kardeşlerimiz yurt dışında bulundukları süre zarfında iyi eğitim aldılar, yabancı dil öğrendiler, zihinsel ve kültürel olarak kendilerini geliştirip yurda döndüler. Yani istenen sonuç vuku bulmadığı gibi şimdilerde bu insanlar birçok bakımdan kendilerine bu haksızlığı reva görenlerin önüne geçmiş durumdalar. Bununla birlikte ülkede büyük bir beyin göçü yaşandı, İmam hatiplileri engelleme adına Meslek Liselerinden mezun edilenlerde mağdur edildi ve bu insanlar doğal olarak devlete ve sisteme küstüler.

Hülasa din dışı arayışların sonuçları uzun vadede tezahür etmiştir. Amerika’yı her defasında keşfetmenin gereği yoktur ve bedeli de ağırdır. Akıllı insan başkalarının hatalarından ders alan ve basiret gözü açık olan insandır. İdeolojik körlükle hareket edip, bütün olumsuzlukları dine mal edip ahlaksız bir yaşamın kıyısında dolaşmak isteyenlerin ülke ve millet gibi bir dertleri yoktur.
 

    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV