23 Mayıs 2018 Çarşamba

Sivil Hizmet Anlayışında Din Görevlilerinin Yeri ve Önemi

Takdir edileceği üzere din hizmeti, toplumun bütün katmanlarını içine alan kuşatıcı bir hizmettir. Bu hiz met; tarihin her döneminde din görevlilerinin yardım ve gayretleriyle gündemdeki yerini korumuştur. Ge nel olarak ülkemizde din hizmetinin sorumluluğunu taşıyan ve öncülüğünü yapan bu görevliler; imam hatip, müezzin-kayyım ve Kur’an kursu öğreticile rinden oluşmaktadır. Bugün itibariyle söz konusu kadrolarda çalışanlar; Diyanet İşleri teşkilatında gö rev yapan elemanların % 90’nını teşkil etmektedir ler. Bunların tamamı görev, mesai ve ikamet yönün den halkla iç içe yaşamaktadır. Böylece onların her zaman çevreleriyle iş birliği yapma ve halkın “nabzı nı tutma” imkânına sahip olduklarını söyleyebiliriz. Biz bu yazımızda adı geçen görevlilerin disiplin, azim ve gayret içinde çalışmaları halinde önemli ba şarılar elde edeceklerini hatırlatmak istiyoruz. Çün kü bunların hizmet yerleri olan camiler ile Kur’an kursları; il, ilçe merkezleri başta olmak üzere mahal le, belde, köy ve mezra gibi yerleşim ünitelerinde in şa edilmiş olup halkımızın istek, katkı ve tercihleri doğrultusunda ibadete ve eğitime açılmışlardır. Bu yapılanma, toplumun birlik ve beraberliği ile ortak değerlerin korunması açısından önemli bir avantaj hatta zenginlik olarak değerlendirilmelidir.

06 Mayıs 2011 Cuma 10:57
Bu haber 3188 kez okundu
Sivil Hizmet Anlayışında Din Görevlilerinin Yeri ve Önemi

Çağımızda demokratikleşme süreçlerini tamamla yan modern toplumlar; sivil örgütlenmeye önem vermektedirler. Esasen insanın yaratılışı, düşüncesi, iradesi ve bireysel sorumluluğu da sivil anlayışa da ha uygundur. Bu tutum ve uygulama; beraberinde katılımcılığı ve sahiplenmeyi getirmektedir. Unutma yalım ki insanlar; yeteneklerini, fikirlerini, özgürlükle rini, sevinçlerini, hüzünlerini ve dostluklarını sivil or tamda daha rahat ifade etmektedirler. Bugün oku ma yazma oranı yüksek, sosyal devlet olma niteliği ni kazanmış bazı Avrupa ülkelerinde bir kişi, ortala ma 10 sivil toplum örgütüne üye olmaktadır. Son yıllarda ülkemizde de sivil örgütlenmeler bağlamın da önemli adımlar atıldığı söylenebilir. Bu alanda birçok sivil girişimler ve platformlar bile oluşturul muştur. Bunların başında; vakıflar, dernekler, birlik ler, platformlar, meslek odaları, insan hakları ile çe şitli tüzel ve gerçek kişiler gelmektedir. Aslında iyi yönetildiği takdirde, bu tür girişim ve sorumluluk paylaşımı tarihi değerlerimize ve kültürümüze de uy gun düşmektedir. Nitekim İslam dininin doğuşu, ya yılması ve kısa bir sürede geniş bir coğrafyada ka bul görmesi, ancak bu gönüllülük esasına göre izah edilebilir. İyiliği emretme ve kötülükten alıkoyma ge leneği, karşılıklı bir fedakârlığın sonucudur. Kur’an-ı Kerim, sorumluluk bilincinin bireysel olduğunu hatır latarak her insanın fiil ve davranışlarından sorumlu olduğunu açıklamaktadır: “Kim hidayet yolunu se çerse, bunu ancak kendi iyiliği için seçmiş olur; kim de doğruluktan saparsa, kendi zararına sapmış olur. Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü üstlenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe (kimseye) azap edecek değiliz.” (İsra, 15) Görüldüğü gibi insan için “şahsi sorumluluk” esastır. Birbirine akraba olsalar bile kimse başkasının hatasından ve davranışından sorumlu tutulamaz. Kim bir hayır ve iyilik yaparsa kendi lehine yapmış olur. Kim de doğ ruluktan ayrılır veya saparsa kendisine yazık etmiş olur. Dolayısıyla sonucuna da katlanacaktır. Ancak şu kadarı var ki Yüce Allah doğru ile yanlışı açıkla mak ve insanlara hak yolunu göstermek için pey gamberler göndermiştir. Bu O’nun insanlara bir lüt fu ve rahmetidir. Söz konusu rahmeti hiçbir toplum dan esirgememiştir. İnsanlara bu nimet ve imkân sunulduktan sonra artık onu haklı kılacak ve savun masına kaynak teşkil edecek herhangi bir mazereti kalmamıştır.

Çağımız bilgi ve iletişim çağıdır. Din hizmetini icra eden görevlilerimizin bu fırsatı iyi değerlendirmeleri gerekir. Her meslekte olduğugibi başlangıçta bu arkadaşlarımızın da görev yerleri veya özel durum larından kaynaklanan bazı problemleri olabilir. Bun lara bakarak hayal kırıklığına uğramak doğru değil dir. Bu tür olaylar, hayatın akışı içinde aşılacak olay lardır. Oysaki ilk görev yerlerinde geçirilecek zaman dilimi, belki de mesleki hayatımızın en anlamlı ve ha tıra yüklü günleri olacaktır. Yeni bir görev, yeni bir çevre ve yeni bir toplumla beraber olmak ve tanış mak önemli bir fırsattır. Bu durumda yüzümüzde te bessüm eksik olmamalıdır. Görüp tanıdığımız insan ları selamlamak, hatırlarını sormak, onlarla sıcak ve samimi diyalog kurmak ne kadar güzeldir. Mahalle, belde, köy ve mezralarda yaşa, sayıya bakılmaksı zın karşılaşılan insanlara saygı duyulmalıdır. Müm künse birebir ilgi ve alaka gösterilmelidir. Konuşa rak, tanışarak dostluklar kurulmalıdır. Onları komşu, arkadaş, cemaat ve daha da önemlisi insan olarak sevmelidir. Çalıştığı yerde öğretmen, asker, doktor, muhtar varsa diğer kamu görevlileriyle diyalog için de olmalıdır. Kesinlikle vatandaşları sadece cami merkezli olarak düşünmemek gerekir. Camiye ge len ve gelmeyen herkesle görüşülmelidir. Asla ara larında ayırım yapılmamalıdır. Cami veya diğer ortak mekânlarda göremediklerimizi uygun zamanlarda haber vererek iş yerlerine, gerektiğinde evlerine ka dar ziyarete gidilmelidir. Hasta ve yaşlı insanlar mut laka gözetilmeli, ziyaret edilmeli ve mümkünse yar dımcı olunmalıdır. Çocuklar ve gençler hiç ihmal edilmemelidir. Bunlara zaman ayrılmalıdır. İhtiyaç ve beklentilerine göre çözüm aranmalıdır. İnanıyorum ki bu sivil tutum, aşk ve samimiyet mesleği sevdire cek ve hizmeti zirveye ulaştıracaktır. Kim bilir belki de, şu hadisi şerifte müjdelendiği gibi hayırda çığır açarak bir ilke imza atacaktır: “Kim güzel bir çığır açar da ona uyulursa, kendisine bunun sevabı ile birlikte ona uyan insanların sevabı kadar da sevap verilir; bunların alacakları ecirden de hiçbir şey ek silmez. Kim de kötü bir çığır açar ve ona uyulursa, kendisine onun günahı ile birlikte ona uyan insanla rın almış oldukları günah kadar da günah yazılır; bunların günahlarından da hiçbir şey eksilmez. (Camiu’l Usul, c.15, s. 345)

Hemen belirtelim ki gönüllü veya sivil hareketlilik kimsenin tekelinde değildir. Halkla ve toplumla payla şıldıkça artar, değer kazanır ve an lamlı hale gelir. Bu nedenle herkes hizmet bölgesindeki insanlar ara sında kardeşliği, sevgiyi, saygıyı, dayanışmayı ve yardımlaşmayı teşvik etmelidir. Var sa dargınları barıştırmalıdır. Birlikte çeşitli organizas yonlar yaparak insanların katılımlarını ve desteklerini sağlamalıdır. Düğün, doğum ve sünnet gibi prog ramlara, vaki davetlere icabet ederek sevgi, dua ve tebriklerini esirgememelidir. Hastalık, kaza ve ölüm gibi hallerde ise; sıkıntılar ve üzüntüler paylaşılmalı dır. Şayet çevrede, engelli veya başka nedenlerle yardıma muhtaç olanlar varsa bunlarla özel ilgilen melidir. Onları doktora götürmek, ilaç almak, kira yardımı, gıda, giyim, odun ve kömür temin etmek gibi ihtiyaç duyulan diğer konularda yardımcı olun malıdır. Belki bu yardımları tek başına karşılamak veya problemleri çözmek mümkün olmayabilir. Fa kat bunları tespit edip aracı olmak, ilgililere ulaştır mak başlı başına bir görev ve fedakârlıktır. Asıl gö nüllü ve sivil hizmet budur. Kendisini ve nefsini aşa rak başkalarının sıkıntılarına çare ve çözüm aramak tır. Yeri gelmişken konu ile ilgili sevgili peygamberi miz (s.a.s.)’in gönüllerimizi ferahlatan şu hadisini de hatırlatmak istiyorum: “Kim bir Müslüman’ın dünya sıkıntılarından birini giderirse, Allah da onun ahiret sıkıntılarından birini giderir. Kim, darda olana kolay lık gösterirse, Allah da ona dünya ve ahirette kolay lık gösterir. Kim, bir Müslüman’ın kusurunu örterse, Allah da dünya ve ahirette onun kusurlarını örter. Kul din kardeşinin yardımında olduğu müddetçe, Allah da kulunun yardımındadır. Kim, ilim tahsili yo luna girerse, Allah onun için cennete giden yolu ko laylaştırır. Bir gurup insan Allah’ın evlerinden birinde toplanıp yüce Allah’ın kitabını okur ve aralarında müzakere ederlerse, onların üzerine mutlaka seki net iner, rahmet onları kuşatır. Melekler kendilerini sarar yüce Allah da onları kendi huzurunda bulunanların yanında zikreder. Ameli kendisini geri bı rakanı, nesebi ileri götürmez. (Ca miu’l Usul, c.10, s. 597)

Bütün çalışanların ortak amacı; kamu düzenine ve insanların mut luluğuna hizmet etmek olmalıdır. Bu görevi yerine getirirken hizmet yelpazesini genişletmek için gö nüllü ve sivil organizasyonlara ihtiyaç vardır. Din hiz meti, özelliği itibariyle sivil hizmetlerle örtüşmekte dir. Kur’an ve sünnetin ortak paydası olan İnsanları hayra ve iyiliğe davet etmek, yasaklanmış zararlı alışkanlıklardan uzak durmasını telkin etmek, iyiliği tavsiye etmek, kötülüklerden alı koymak, anne-ba baya itaat etmek, çocukları Allah’ın bir emaneti ola rak kabul edip yetiştirmek, ölçü ve tartıya riayet et mek, akraba ve komşu hakkını gözetmek gibi top lumun geleceğini garanti altına alan konular bunlar dan sadece birkaç tanesidir. Dinin temelini oluştu ran “İman ve İslam” kavramları ise; güven, barış ve huzurun teminatıdır. Günün beş vaktinde okunan ezanla bir bakıma, toplumun üzerine rahmet ve be reket inmektedir. Daha da önemlisi insanların ba ğımsızlık ve özgürlükleri tescil edilmektedir. Vakit, cuma ve bayram namazlarında camilerin içinde, av lularında ve bahçelerinde dizilen saflarla tam bir si vil duruş sergilenmektedir. Hac ibadeti, aynı tabloyu uluslar arası düzeyde bir kez daha teyit etmektedir. Oruç ibadeti; keza ayırım yapmaksızın, fakiri, zengi ni, sabır ve tahammül çizgisi üzerinde aynı sınava tabi tutmaktadır. Mali ibadetin ve özverinin temelini oluşturan zekât da bundan farklı değildir. Toplum katmanları arasındaki sevgi ve saygı köprüsünü ma li yönden pekiştirmektedir. Bu tür örnekleri çoğalta rak bir makaleye sığdırmamız mümkün değildir. Zi ra İslam insan fıtratına (yaratılışına) uygun olarak doğmuş ve bu şekilde insan hayatına girmiştir. Bu nu, güneşin yeryüzünü aydınlatmasına veya yağmu run toprakla buluşmasına benzetebiliriz. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayatı, sivil bir hayattır. Akabe biatları, Erdemliler meclisine üye olması, Kâbe hakemliği ve Medine’de Ensar ile Muhacirin arasında ki kardeşlik tesisi buna örnek gösterilebilir. Kısaca ifade etmek gerekirse ömrünün her safhası insanla rın arasında geçmiştir. Onlar gibi yaşamış ve onlar gibi giyinmiştir. Onların yediklerinden yiyip içmiştir. Böylece sade ve külfetsiz bir hayat biçimini tercih etmiştir. Aslında o, bütün bu değerleri ve güzellikle ri şu hadis-i şerifin anlam yüklü sözleriyle özetlemiş tir: Din kardeşinin yüzüne gülümseyerek bakman sadakadır. İyiliği emretmen sadakadır. Kötülükten men etmen sadakadır. Yolunu şaşırana yol göster men sadakadır. Gözleri iyi görmeyenlere rehberlik etmen sadakadır. Yoldan taşı, dikeni, kemiği kaldı rıp atman sadakadır. Kendi kovandan din kardeşi nin kovasına su dökmen de sadakadır.” (Camiu’l Usul, c.15, s. 335)

Anlaşılıyor ki sivil ve gönüllü hizmetin temelini oluş turan din hizmetinin ilk tebliğcileri ve uygulayıcıları Allah’ın gönderdiği elçilerdir. Onların ortak amacı in sanları dünya ve ebedi âlemin mutluluğuna ulaştır maktır. Bu nedenle hedef kitleleri insan olup, ayırım yapmaksızın onları hayra ve hidayete davet etmiş lerdir. Kur’an-ı Kerim; Hz. Nuh, Hz. Hud, Hz. Salih, Hz. Lut ve Hz. Şuayb’i gönderildikleri toplumları ör nek vererek çalışmaları ve hizmetleri karşılığında herhangi bir ücret de istemediklerini ve ecirlerini sa dece Allah’tan beklediklerini hatırlatmaktadır. (Şuara, 107-109) Bir başka ayette de Hz. Peygamber (s.a.s.)’in insanlara öğüt vermesini istemiştir: “Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt müminlere fayda ve rir.” (Zariyat, 55) Evet, öğüt vermek ve öğüt almak in sanlar için ortak bir ihtiyaçtır. Şu kadar var ki bu; bir dönem veya bir bölge ile sınırlı olmayıp sürekli ve evrensel olmalıdır.

Yukarıdaki değerlendirmelerden de anlaşıldığı gibi din görevlileri; vatandaşlar aradıklarında kolayca ulaşabildikleri kimselerdir. Bu bağlamda insanları mız yurt içi ve yurt dışında onlara daha samimi ve sıcak bir ilgiyle yaklaşmaktadırlar. Onları bir hoca efendi olarak görmenin yanında, bir bilgin, bir he kim, bir sosyolog ve bir psikolog konumunda da görmeyi arzu etmektedirler. Gerçekten bu duygu ve beklenti görevlilerimizi daha da heyecanlandırmalı ve motive etmelidir. Böylece Kur’an’ın haber verdi ği gibi toplumla bütünleşmeyi ve yardımlaşmayı esas almalıdır. Kötülük, nefret ve düşmanlık duygu larının kaldırılmasına da katkıda bulunmalıdır: “İyilik ve (Allah’ın yasaklarından) sakınma üzerinde yar dımlaşın, günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşma yın. (Maide, 3)

 Fikret Kahraman / Diyanet Aylık Dergisi'nden

    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV