18 Aralık 2018 Salı

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Canlılara Şefkat ve Merhameti

Çağımızda her geçen gün yoğun olarak şiddet, sertlik, zulüm,haksızlık ve stres gibi rahatsız edici olaylarla karşılaşılmaktadır. Basın ve yayın kuruluşlarında sıkça gördüğümüz bu tür haberler vegörüntüler günlük hayatımızı da etkilemektedirler. Özellikle gençnesil ile olup biten olaylara anlam veremeyen çocuklar büyük birkaygı yaşamaktadırlar. Bağımlılık kazandıran uyuşturucu maddeleri, üniversite ve ortaöğretim kurumlarını aşarak ilköğretim okullarının bahçelerinde ilgi görmeye başlamıştır. Kapkaç vurgunları,iş yeri soygunları ve ev hırsızlıkları insanları uykusuz bırakacak birdüzeye ulaşmıştır. Sosyal hayatımızı çevreleyen bu tür olaylarınartması sonucu, okul ve aile içi şiddet olayları da artmaktadır. Amacımız, karamsar bir tablo çizmek değildir. Ancak yaşananolumsuzlukları dikkate almadan hayatı tozpembe göstermek dedoğru değildir. Sonuçta hepimiz aynı geminin içindeyiz. Gördüklerimize ve yaşadıklarımıza duyarsız kalamayız.

15 Nisan 2011 Cuma 00:57
Bu haber 4631 kez okundu
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Canlılara Şefkat ve Merhameti

Çağımızda her geçen gün yoğun olarak şiddet, sertlik, zulüm,haksızlık ve stres gibi rahatsız edici olaylarla karşılaşılmaktadır. Basın ve yayın kuruluşlarında sıkça gördüğümüz bu tür haberler vegörüntüler günlük hayatımızı da etkilemektedirler. Özellikle gençnesil ile olup biten olaylara anlam veremeyen çocuklar büyük birkaygı yaşamaktadırlar. Bağımlılık kazandıran uyuşturucu maddeleri, üniversite ve ortaöğretim kurumlarını aşarak ilköğretim okullarının bahçelerinde ilgi görmeye başlamıştır. Kapkaç vurgunları,iş yeri soygunları ve ev hırsızlıkları insanları uykusuz bırakacak birdüzeye ulaşmıştır. Sosyal hayatımızı çevreleyen bu tür olaylarınartması sonucu, okul ve aile içi şiddet olayları da artmaktadır. Amacımız, karamsar bir tablo çizmek değildir. Ancak yaşananolumsuzlukları dikkate almadan hayatı tozpembe göstermek dedoğru değildir. Sonuçta hepimiz aynı geminin içindeyiz. Gördüklerimize ve yaşadıklarımıza duyarsız kalamayız.

Bu makalemizde bazı zenginliklerimize ve ortak değerlerimizedikkat çekmek istiyoruz. Çünkü biz; tarih boyuca, ayırım gözetmeksizin insanlara ve canlılara iyilik etmeyi, sevgi göstermeyi, şefkat ve merhametle yaklaşmayı ön gören bir inanca sahibiz. Buderin ve zengin tecrübeyi bir yana bırakarak “redd-i miras” anlayışıyla yola devam edemeyiz. Peygamberimiz (s.a.s.) de ayırımyapmaksızın bütün canlılara merhametle yaklaşmamızı hatırlatmaktadır: “Yeryüzündekilere merhamet ediniz ki, gökyüzündekiler (melekler) de size merhamet etsin.” (Ebu Davud, Edeb, 66) “İnsan-lara merhametli olmayanlara Allah da merhametli davranmaz.”(Buhari, Tevhid, 2) “Merhamet etmeyene merhamet olunmaz.” (Bu-hari, Edeb, 27) Hatırlanacağı üzere İslâm'ın ilk yıllarında Müslümanlar, büyük işkencelere maruz kalmışlardır. Kendisinden bedduaetmesi istenince onlara; lânetçi olarak değil, rahmet ve müjdeleyici olarak gönderildiğini hatırlatmıştır. (Müslim, Birr, 87)

Yüce Allah da, bütün varlıklara rahmet ve lutfu ile muameleetmektedir. O’nun rahmeti ve şefkati sınırsızdır. Merhameti vebağışlaması, gazabından üstündür. Bir hadis-i şerifte de kâinatınyaratılışı tamamlanınca arşın üzerine; “Rahmetim gazabımı geçti.” (Müslim, Tövbe, 14-16) cümlesinin yazıldığı belirtilmiştir. Bu ifadeye göre; Allah üzerinde yaşadığımız yer kürede barış ve esenliği, kaos ve kargaşa ortamına tercih etmiştir. Kur’an’ın ilk suresindede; âlemlerinin Rabbi olduğuna vurgu yapılarak “Rahman ve Rahim” olan sıfatlarını hatırlatmıştır. Bu sıfatlar; Kur’an’ın tabii bütünlüğü ve akışı içinde tekrarlanmaya devam etmektedir. Peygamberimiz (s.a.s.) de bu ilâhî rahmetin,dünyayı ve içindekileri nasıl kapsadı-ğını şu ilginç örnekle haber vermektedir: “Allah rahmeti yüz parça halinde yarattı. Doksan dokuzunu yanın-da tuttu. Yeryüzüne sadece bir parçasını indirdi. İşte bu bir parça rah-met iledir ki bütün varlıklar birbirine acımaktadırlar. At, süt emen yavrusuna engel olmaması için ayağını orahmet sayesinde kaldırır.” (Buhari,Edeb, 19) Bu hadis; Allah'ın acımasınınyaratıkların acımasından ne kadarzengin olduğunu göstermektedir.Bu duruma göre; anne-baba asi deolsa evlâdının acı çekmesine dayan-mazken; âlemlerin yaratıcısı olan Allah’ın, kullarının acı çekmesindenhoşlandığı düşünülebilir mi? Elbette hayır. Başka bir hadiste ise, Ebu Hureyre (r.a.) şöyle bir olay nakletmektedir. Bir defasında Hz. Peygamber(s.a.s.) kalkıp namaza başlamıştı. Bizde namaza durduk. O anda bir bedevî namazda iken; “Allahım! Banave Muhammed’e rahmetini ihsan et,bizden başka kimseye rahmet etme!” diye dua etti. Hz. Peygamber(s.a.s.) selâm verince ona hitaben:“Sen Allah’ın geniş rahmetini daralttın.” Demiştir. (Buhari, Edeb, 27) ÇünküAllah’ın rahmeti her şeyi kuşatmıştır.

Hz. Muhammed (s.a.s.) ancak rahmet için gönderilmiştir

Allah ilk insanla birlikte, kullarınabir lütuf ve rahmet olarak elçilerinigöndermiştir. Böylece doğruluktansapmamak için hidayet yollarını göstermiştir. Bu konu, Kur’an’da şöyle ifade edilmektedir: “Seni ancakâlemlere rahmet olarak gönderdik.”(Enbiya, 107) Zira, Allah kullarını yanlışlardan, haksızlıklardan uzaklaştırmakve doğru yola yöneltmek için rahmetve hidayet olarak Hz. Peygamber(s.a.s)’i göndermiştir. Çünkü o, bizzat âlemlere rahmettir. İnsanlara çokdüşkündü. Onların sıkıntıya düşmesi,kendisine ağır geliyordu. Müminlerekarşı şefkatli ve merhametliydi. Dertlerini dinliyordu. Haksızlığa uğramalarına üzülüyordu. Toplumun güvenliğini ve mutluluğunu istiyordu. Görüldüğü gibi Hz. Peygamber(s.a.s.) hem insanlara hem diğer canlılara karşı olgun, şefkatli ve merhametli davranmıştır. Ceza ve öfke yerine bağışlamayı tercih etmiştir. Çocukluğunu ve gençliğini onun yanında geçiren Hz. Ali, şunları söylemektedir: “İnsanlara tebessüm ederdi.Yumuşak bir tabiata sahipti. Esirgemesi ve bağışlaması çoktu. Katı yürekli değildi. Kimse ile tartışmazdı. Etrafında bulunanlara bağırmazdı. Kötü söz söylemezdi. Kimseyi ayıplamazdı.” (M. Asım Köksal; İslâm Tarihi, MekkeDevri, s. 13) Hz. Aişe ise şunları ilâve etmektedir: “Onun ahlâkı Kur’an’ın kendisiydi. Şahsı için asla kin tutmaz ve öç almazdı. Bir şeye kızarsa Kur’an onu yerdiği için kızardı. Bir şeyi beğenirse, Kur’an onu beğendiği için beğenirdi. İki şey arasında serbest bırakıldığı zaman en kolay olanını tercihederdi. Ne kötü şey söyler ne de kimseye kötülük etmek isterdi. Sözlerinibirbirine zincir gibi bağlayıp uzatmazdı. Dinleyenlerin gönüllerine şifa olurdu. İsteyen konuşulanları ezberleyebilirdi.” (M. Asım Köksal; aynı eser, s.12)

Kur’an-ı Kerim ise; aynı konuyu şöyleaçıklamaktadır: “Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile.” (Al-iİmran, 159)

İnsanlara şefkat ve merhamet

İnsanların birbirlerini sevmeleri vekarşılıklı sorumluluklarını yerine getir-meleri esastır. Bu anlayış, İslâm’ın insanlığa bağışladığı en önemli evrensel değerlerden biridir. Tabiattaki bitkilerin ve canlıların küme ve gruplarhalinde bir bütünlük ve güzellik ifadeettiği bir dönemde insanların birbirlerinin kurdu ve hasmı olarak tavır almalarını izah etmek mümkün değildir. Oysaki insanların boylar ve kabileler halinde yaratılmalarının nedeni ayrışmak değil birbirleriyle tanışmak,kaynaşmak ve gerektiğinde paylaşmaktır. Peygamberimiz (s.a.s.) buhususu şöyle açıklamışlardır: “Bütün müminleri birbirlerine merhamette,muhabbette, lutufta ve yardımlaşma hususlarında sanki bir vücut misali görürsün! Bir organı hastalanınca, diğerleri onun acısına ortakolurlar..” (Buhari, Redeb, 27)

Hz. Peygamber (s.a.s.) bütüninsanlığa rahmet ve şefkat kayna-ğı olarak gönderilmiştir. Arafat hutbesinde de işaret edildiği gibi; insanın hayatı ve onuru kutsaldır. Dolayısıyla onun malı, canı, kanı ve ırzı her türlü tecavüz-den ve haksızlıktan korunmuştur.Yardım ve desteğe muhtaç çocuk, yetim, hasta, kadın ve yaşlılara ilgi gösterilmesini istemişler-dir. Yeri gelmişken konuya katkısı olur ümidiyle şu örnekleri hatırlatmakta yarar vardır:

1- Hayatın her alanında yaşlı,düşkün, hasta ve yardıma muhtaç kimselerin gözetilmesi gere-kir. Zira onlara karşı akrabalık,komşuluk ve arkadaşlık ilişkileriçerçevesinde sorumluluklarımızvardır. İhtiyaç halinde sosyal kurumlar da yardım ve desteklerini esirgememelidir. Bunlara evde,dışarıda, hastanede, ulaşım araçlarında ve diğer sosyal mekânlarda öncelik tanınmalıdır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) ibadetanında bile bu tür insanların gözetilmesini hatırlatmaktadır.“Herhangi biriniz halka imamlıkyapacak olursa hafif tutsun. Çünkü içlerinde küçük, yaşlı, zayıf vehasta olanlar vardır. Yalnız başınakıldığınızda ise dilediğiniz şekilde kılabilirsiniz.” (Müslim, Salat, 37) Şu hadiste de Hz. Peygamber(s.a.s.); anne ve çocuk arasındaki duygu, şefkat ve merhameti örnek göstererek; namaz kıldırırken bir anne, ağlayan çocuğun sesiyle üzülmesin diye namazı kısa tuttuğunu ifade etmektedir:“Ben bazen namazı uzatmak niyetiyle namaza başlıyorum. Geriden bir çocuğun ağlamasını duyunca, annesi, çocuğuna üzülmesin diye namazı hafifletirim.”(Müslim, Salat, 37)

2- Toplumun ortak problemlerinden biri de; yetim, öksüz vekimsesiz çocuklardır. Günümüzde birçok sosyal güvenlik kurumları bulunmasına rağmen tamanlamıyla bir çözüme ulaşılamamıştır. Çünkü çoğu zaman bu türyerlerde yeterince saygı, sevgi,şefkat ve merhamet ortamı sağlanamamıştır. Tersine acı ve ızdırap dolu azar, hırpalama, fizikselve cinsel tacizlerle karşılaşılmaktadır. Oysaki bunlarla ilgilenmekkanunî ve insanî bir zorunluluğun ötesinde inancımızın gereğidir. Rahmet peygamberi, bunlarla ilgilenenleri de iki parmağı ileişaret ederek şöyle müjdelemektedir: “Ben, yetimlerin işine bakan kimse ile beraber cennetteşöyle bulunacağız.” (Buhari, Edep,24)

3- Yardım, şefkat, merhamet,ilgi ve samimi bir desteğe muhtaç olan diğer bir grup da, dul veçocuklarıyla baş başa kalmış kadınlardır. Gerçekten bunların ayakta durmaları ve onurlu bir hayat sürdürmeleri çok zordur.Onların toplumun ve sosyal kurumların desteğine ihtiyaçları vardır. Peygamberimiz (s.a.s.),bu sessiz ve çaresiz kimselere yardımcı olanları, vatanları uğruna,hayatını feda eden gaziler veyasürekli ibadet eden müminler gibi müjdelemiştir: “Dul kadınlarınve fakirlerin nafakalarını kazanmaya koşan kimse, Allah yolundaharp eden kimse gibidir.” Diğerbir rivayette ise bu öz veride bulunanlar; geceleyin namaz kılan gündüzleri de iftar etmeden nafile oruç tutan gibidir.” (Buhari, Edep,27)

Hayvanlara şefkat ve merhamet Hz. Peygamber (s.a.s.), ruh taşıyan ve insanlara emanet edilen hayvanların da haklarının korunmasını ve ihtiyaçlarının karşılanmasını istemiştir. Aslında bunların büyük bir kısmı dünyanın ekolojik dengesine de katkıda bulunmaktadır. Bir bölümü de;eti, sütü ve derisi gibi birçok nimetlerle insanın hayatına ve sağlığına katkı sağlamaktadır. Bazılarından da yük, taşıma ve ulaşımgibi ihtiyaçlar için yararlanılmaktadır. Özetle ifade etmek gerekirse her canlı kendi ekseninde paha biçilmez bir değere sahiptir.Onların da insanlar gibi doğmak,büyümek, üremek ve yaşamakgibi özellikleri vardır. Yeryüzünüsevk ve idare kabiliyetiyle donatılan insanların bu canlılara karşıduyarsız kalmaları düşünülemez. Onlara, eza ve işkence anlamına gelebilecek hiçbir eyleme izin verilmemelidir. Yük taşıyanları gereğinden fazla yormamak, yiyecek ve içeceklerini zamanında vermek ve her cinsi yaratıldığı işiçin kullanmak gerekir. Onlarında insanlar gibi bir organizmaya sahip oldukları unutulmamalıdır.Bu nedenle zevk için birbirleriyle dövüştürülerek veya yarıştırılarak eziyet etmemelidir. Hedef seçilerek, silâh ve taşlarla öldürülmemelidir. İslâm bilginleri; hayvanı,incitecek şekilde dövmeyi büyük günah kabul etmişlerdir. Avı, geçim ve meslek edinerek cinslerinnesillerini tüketmemelidir.

Hz. Peygamber (s.a.s.), çölde susamış bir köpeğin perişan halini görerek su ihtiyacını giderenbir yolcuyu ve evinde aç kalan kediyi doyuran bir kadını cennetle müjdelemiştir. Ey Allah’ın Resulü; hayvanları sulamakta bizeecir var mıdır? 

Diye soranlara şucevabı vermiştir: “Evet kendisin-de, hayat olan her yaş ciğeri sulamakta ecir vardır.” (Buhari, Edeb,27) Yine ashabıyla bir yolculuktan dönerken bir kuşun feryadını duyunca sebebini sormuştu.

Yuvasındaki yavrularının alındığı söylenince hemen bu yavruların bulunarak yerine konulmasını emretmişlerdir. Başka bir gün Medine’de yol üzerinde ağlayanbir çocuğu görünce sebebini sormuştu. Çocuk; Nuğayr ismindebir kuş beslediğini ve hastalık sonucu öldüğünü söylemişti. Bunun üzerine her ikisine birden üzülen Rasulullah arkadaşlarına;“Bu çocuğun en değerli varlığı erçesiydi. Hadi evine gidelim.Onu teselli edelim ve üzüntüsünden dolayı taziyetlerimizi sunalım.” demişt

 

Diyanet aylık dergisinden / Doç. Dr. Fikret Karaman

    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV