Din görevlilerinin en büyük sermayesi cemaattir
15 Ağustos 2018 Çarşamba

Din görevlilerinin en büyük sermayesi cemaattir

Genel olarak milletlerin tarihi ve hayatı; peygamberlerin getirdikleri vahiy, din, ilim ve tebliğin ışığında aydınlanmıştır. Böylece insanlık zamanla bilim, akıl, irade, çalışma, gayret ve tecrübesini geliştirerek ilerleme sağlamıştır. Bugün dünyanın zenginlikleri anlamında sahip olduğumuz kültür, medeniyet, sanat ve musiki gibi değerler bu çalışmanın bir ürünü dür. Şüphesiz ki bu değerlerin ve başarıların arka planındaki insanların birlikteliği, alın teri ve gayretinin payı büyüktür. Ne var ki bunun tersi de geçerlidir. Birçok haksızlığın ve olumsuzlukların temelinde de yine insan unsuru vardır. Buradan hareketle şunu söyleyebiliriz. Dünyanın barış, huzur ve istikrarı; in sanın düşünce, irade, eylem ve davranışlarıyla ya kından ilgilidir. Bu nedenle peygamberlerin ve ilahi kitapların gönderilmesi başta olmak üzere müeyyi delerin ve yasal düzenlemelerin ortak amacı insanın davranışlarını disipline etmek olmuştur. Diğer bir ifa de ile her mesleğin ve alanın ortak hedefi; “iyi insan ve iyi vatandaş” yetiştirmektir. Dolayısıyla din hiz metinin asıl hedefi de insanların doğru inanmalarına, ibadet hayatlarına ve genel davranışlarına yardımcı olmaktır. Zaten dinin amacı da insanları dünya ve ahiret mutluluğuna ulaştırmaktır.

21 Nisan 2011 Perşembe 23:25
Bu haber 2865 kez okundu
Din görevlilerinin en büyük sermayesi cemaattir

Bu bağlamda din görevlilerinin hedef kitlesinde; ge nelde halk, özelde ise “cami cemaati” gibi zengin bir potansiyel bulunmaktadır. Diğer bir ifade ile bu halk ve cemaat, din görevlilerimiz için tükenmez bir hazine ve servettir. Bunlarla buluşmak, tanışmak, istişare etmek, birlikte hareket etmek, ortak konuları pay laşmak ve topluca ibadet etmek hayati önem arz etmektedir. Bu fırsat ve imkân, ancak din görevlile ri aracılığı ile değerlendirilebilir. Çünkü bu elemanlar sosyal hayatımızda insanlar için ortak bir mekân olan caminin merkezinde yer almaktadırlar. Dolayı sıyla vakit, cuma, teravih ve bayram namazları baş ta olmak üzere cami içinde ve dışında birçok etkin likte halkla beraber bulunmaktadırlar. Hal böyle olunca onların, toplumla sürekli olarak bir iletişim içinde olmaları gerekir. O halde bu fırsatın halkımı zın lehine değerlendirilmesi uğruna din görevlilerine tam destek verilmelidir.

Din, Birliği Emreder İslam dini; birliği, beraberliği, sosyal dayanışmayı ve paylaşmayı emreden bir dindir. Hiçbir zaman birey sel hareket etmeyi bölünüp parçalanmayı ve toplu mun kurallarına aykırı hareket etmeyi uygun gör mez. Bu husus; ibadet ve cami dışındaki olaylar için de geçerlidir. Kur’an-ı kerimde ifade edildiği gibi sosyal dayanışma varlığımızın devamının temeli ve Allah’ın bir nimeti olarak insanlara verilmiştir: “Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a) sımsıkı yapı şın; Parçalanmayın. Allah’ın size olan ni metini hatırlayın: Hani siz birbirinize düş man kişiler idiniz de O, gönüllerinizi bir leştirmişti ve O’nun nimeti sayesinde kar deş kimseler olmuş tunuz.” (Al-i İmran, 103)

İnsanlar, zekâ, dü şünce ve yetenek bakımından farklı ya ratılmış olabilir. Arala rında düşünce ayrılık larının olması da do ğal karşılanabilir. Fa kat ayrılıklar düşünce düzeyinde kalmalıdır. Hoş görü ve karşılıklı saygı sınırını aşarak kin, nefret ve düş manlığa dönüşme melidir. Özellikle Yü ce Allah’ın “Dosdoğ ru” yol olarak ifade ettiği ortak bir zemin üzerinde kalmaya özen gösterilmelidir: “Şüphesiz bu, benim dosdoğ ru yolumdur. Buna uyun. (Başka) yollara uymayın. Zira o yollar sizi Allah’ın yolundan ayırır. İşte sakın manız için Allah size bunu emretti.” (En’am, 153)

Görüldüğü gibi sosyal hayatın her alanında birlik ve beraberlik önem arz etmektedir. Yüce Allah canlıla rı ve bitkileri bile çift ve birbirine muhtaç bir şekilde yaratmıştır. Bunların hayattaki varlıkları, aynı zorun luluk çerçevesinde devam etmektedir. Nitekim in san vücudunda yer alan el, ayak, göz ve kulak gibi organlar bile birbirini destekler mahiyette çift yaratıl mıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) de iş ve dav ranışlarımız konusunda cemaat, birlik ve beraberlik ten ayrılmamayı hatırlatarak şöyle buyurmuşlardır: “Size cemaat halinde (birlik ve beraberlik içinde) ha reket etmek uygun düşer. Gruplara ve ayrılıklara düşmekten sakınınız. Çünkü şeytan yalnız başına hareket eden kişi ile beraberdir. (ona daha yakındır.) Oysaki o, iki kişi veya cemaat halinde dayanışma içinde olanlardan uzaktır. (onlara zarar veremez.) Cennetin ortasında olmak isteyenler, cemaatten ay rılmasın.” (et-Tac; Kitabü’l-Fiten, c. 5, s. 308) Hayatın akışı içinde sıkça karşılaştığımız gibi birlik, beraberlik sos yal dayanışma ve yardımlaşma her za man ve her toplum için geçerlidir. İşin bu kısmının bağımsız bir konu olarak ele alın ması daha uygun olabilir. Biz bu yazı mızda daha çok din görevlilerimizin ilgi alanına giren cami cemaatini merkeze alarak yoğunlaşmak istiyoruz. Çünkü bu gün ülkemizde ve İs lam dünyasında ca miler bütün yerleşim yerlerinde yapılmış bulunan çok önemli fiziki mekânlardır.

Cami ve Cemaat

Cami; kelime olarak toplayıcı, toplayan ve insanları bir araya getiren mekânın adı dır. Din görevlileri ise, hizmet etmek amacıyla bu yerlere atanan elemanlardır. Böylece onla rın görev tanımı ve alanı büyük ölçüde camilerle iliş kilidir. Çünkü bunlar günün, haftanın ve yılın belli an larında burada bir toplulukla yüz yüze gelmektedir ler. Diğer taraftan cemaat sözcüğü de dinî yönden namazı imamla birlikte kılan kimseleri ifade etmek tedir. Nitekim İslam dini de cemaat halinde ibadet etmeyi teşvik etmiştir. Öyle ki cemaatle namaz kılın ması sayesinde insanlar arasındaki manevi bağ da ha da güçlenmektedir. Onların birbirleriyle görüş meleri, tanışmaları ve anlaşmaları kolaylaşmaktadır. Kendi aralarında bilgi alışverişinde bulunmaları, di siplin, ahenk, sevgi ve saygı ortamı sağlanmaktadır. Topluca ibadet imkânı temin edilmektedir. Kalpler huzur ve sükûna ermektedir. Nitekim Hz, Peygam ber (s.a.s.) de, hayatı boyunca namazı cemaatle kıl dırmıştır. Hastalığı anında ise vekâleti, Hz. Ebu Be kir’e vermiştir. Fakat hasta haliyle bile cemaatin ara sına katılmaya çalışmıştır. Bu husus, İslam’da ce maatle namaz kılmanın ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Öyle ki düşman korkusunun bulun duğu yolculuk ve savaş anında bile cemaatle na maz kılınması tavsiye edilmiştir. Bu nedenle her gün kılınan beş vakit namaz, cenaze namazları ve rama zan ayında kılınan teravih namazının cemaatle eda edilmesi vurgulanmıştır. Cuma ve bayram namazla rının ise zaten cemaatle kılınması zorunludur. Sade ce bazı kaynaklarda açıklandığı gibi şu mazeretler; camiye gitmek ve cemaatle namaz kılmak hususun da birer engel olarak kabul edilmiştir. Bunlar; hasta lık, yolculuk hali, gece karanlığı, aşırı derecede sı caklık veya soğukluk, gözü görmemek, yürüyeme yecek derecede yaşlı veya felçli olmak, can güven liği olmamak, sarımsak yemiş olmak ve hastaya bakmak gibi hususlardır. Bu ruhsatlara rağmen Ebu Hureyre (r.a.)’nin rivayet ettiği şu hadis cemaate de vam etmenin öneminin vurgulanması açısından çok anlamlıdır. Bir gün gözü görmeyen bir adam Rasu lüllah (s.a.s.)’a gelip; “Ey Allah’ın Rasulü; beni mes cide götürecek bir rehberim yok” diyerek ondan na mazı evde kılmak için ruhsat istedi. Hz. Peygamber (s.a.s.) de izin verdi. Aynı kişi dönüp yürümeye baş layınca, geri çağırıp; “Ezan sesini duyuyor musun?” diye sordu. “Evet” dedi. Öyleyse icabet et buyurdu. (el-Cezeri; Camiu’l Usul, Terc. ve Şerh, K. Sandıkçı)

Ayrıca Sevgili Peygamberimiz (s.a.s.) cemaatle kılı nan namazların yalnız başına kılınanlardan daha fa ziletli olduğunu haber vermişlerdir: “Cemaatle kılı nan namaz yalnız başına kılınan namazdan yirmi ye di derece daha faziletlidir.” (Buhari, K. Ezan, 30) Bir kez daha hatırlatalım ki cemaat denince zihnimizde zorluk ve çaresizlik oluşmamalıdır. Zira cemaatin çokluğu açısından bir sınır yoktur. Bu sayı ne kadar çok olursa onun hayır ve bereketi de o kadar fazla olacaktır. Ancak Hz. Peygamber (s.a.s.) söz konu su cemaatin oluşması için zorluk değil kolaylığın yo lunu da göstermiştir. Buna göre Efendimiz cemaatin iki kişiden meydana gelebileceğini ifade etmişle dir. (Buhari, Ezan, 35) O halde imamdan başka bir ki şinin katılmasıyla cemaatle namaz kılınabilecek ve aynı sevap alınacaktır. Bu da yine cemaatin rahme tini ve bereketini göstermektedir. Şu kadar var ki, bir yerleşim alanında belli bir imamı ve cemaatı bu lunan bir mahalle mescidinde cemaatle namaz kıl ma imkânı varken hemen yakınında ikinci bir cema at oluşturmak hoş karşılanmamıştır.

Bugün ülkemizde hizmet eden din görevlisi, cami ve cemaat üçlüsünü biraz daha irdelemek gerekir. Tür kiye’deki cami ve mescitlerin sayısı 78 500 kadar dır. Üstelik bunlar il, ilçe, mahalle, belde, köy ve mezra olmak üzere en ufak yerleşim birimine kadar dağılmış bulunmaktadır. Söz konusu mekânlarda itikat, ibadet ve ahlak alanında konuşmaların, telkin lerin ve aydınlatmaların sürekli yapıldığını düşündü ğümüzde bunların etki alanının ne kadar kapsamlı ve güçlü olduğu kendiliğinden anlaşılmaktadır. Hal kın nabzını bu ortak noktalarda tutmak mümkün dür. Her türlü bilimsel, sanatsal ve kültürel faaliyet ler tabandan başlayarak halka ulaştırılabilir. Şüphe siz ki söz konusu hizmetlerin hedefine ulaşması için iyi yetişmiş, yüksek öğrenim görmüş, bilgi, dene yimli ve kabiliyetli din görevlilerine ihtiyaç vardır. Bu cümleden olmak üzere görevlilerimizin yüksek öğ renim görmeleri, ihtisas kurslarına katılmaları, bilgi ve görgülerini arttırmak amacıyla yurt dışına gönde rilmeleri tartışma konusu bile olmamalıdır. Zira halen stratejik olarak ülkemizde dinin toplumsal hayat üzerindeki etkisi daha çok camilerde anlatılmalıdır. Buna yaygın eğitim veya hayat boyunca eğitim de mek de mümkündür. Devletin bütün kurumları bir birine yardımcı olmalıdır. Belli bir yaştan sonra ör gün eğitime katılamayanlar sahipsiz ve ilgisiz bırakı lamaz. Öğretmenin, sağlık görevlisinin ve diğer ka mu görevlilerinin mesaisinden yararlandığımız kadar din görevlilerimizin katkılarından da istifade etmeli yiz. Bunların görev alanlarının arasına duvarlar örül memelidir. Tersine herkesin aynı gemide olup kamu adına hizmet verdiği unutulmamalıdır. Tarihimizde okul ve cami geleneği birbirinden çok uzak değildir. Dolayısıyla bu iki kurum karşı karşıya getirilmemeli dir. Çünkü camiler; tarih boyunca çevrelerinde ku rulan okullar, şifahaneler (sağlık ocakları), kütüpha neler, öğrenci yurtları, aşhaneler ve hamamlar gibi külliye diye adlanan bir bütünlük oluşturuyordu. Bu ralarda yetişen mezhep imamları, müçtehitler ve düşünürler bilim ve sanat anlayışını yerleştirmeye çalışmışlardır.

Her gün değişik yerleşim birimlerinde meydana ge len, yazılı ve görsel medyada karşılaştığımız haksız lık, bilgisizlik, aile dramları ve töre cinayetleri gibi olaylar yüreğimizi ağzımıza getirmektedir. Üstelik bu görüntü ve yansımalar bizi hem geriye götürmekte hem kamuoyu önünde mahcup etmektedir. Bu denli zengin tarihi ve kültürel değerlere sahip olan milletimiz söz konusu imajı hak etmediği düşünce sindeyiz. Hayat devam ettiği müddetçe insanımızın beklentilerine cevap vermek zorundayız. Bilindiği gi bi batı ülkelerinde de din hizmetleri kiliselerin so rumluluğunda yürütülmektedir. Bu kurumlar kendi içlerinde devletten ayrı ve bağımsız gibi görünseler bile iç ve dış faaliyetlerinde ülkenin genel politikasıy la bir bütünlük sergilemektedir. Bu bağlamda bazen kiliseler; çalışmalarını ve etkinliklerini misyonerlik kapsamında diğer ülkelere kadar taşıyabilmektedir ler. Söz konusu faaliyetlere destek verilmesinde de herhangi bir sakınca görülmemektedir.

Yazımızı tamamlarken şu hususun altını bir kez da ha çizmek istiyoruz. Bazılarının iddia ettiği gibi yir minci asrın son çeyreğinde dinin sosyal hayattaki etkinliği azalmamıştır. Tersine din; yirmi birinci asrın başında ülkelerin, medeniyetlerin, kültürlerin ve si yasi dengelerin oluşumunda belirleyici bir unsurdur. Buna bağlı olarak din görevlilerinin sorumluluğu da artarak devam etmektedir. Şayet tekrar hatırlatmak gerekirse Allah’ın yardımı; vakit, cuma, cenaze, te ravih ve bayram namazları ile birlikteliğin olduğu her yerde bizimle beraber olacaktır. Din görevlileri çev relerine şunu anons etmelidir. Artık zaman, birlik ve beraberlik zamanıdır. Ayrılık ve bireysel hareket et mek haklılığımızı ve gücümüzü zayıflatır. Sakın top luluktan ayrılmayın. Halkın arasına katılın. Huzurlu, güvenli ve mutlu olun


Doç. Dr. Fikret Karaman

Diyanet Aylık Dergi Ağustos 2009

 

    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK OKUNANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV