25 Mayıs 2018 Cuma

CUMA SOHBETİ/CEHALETTEN DAHA BÜYÜK MUSİBET YOKTUR

CUMA SOHBETİ/CEHALETTEN DAHA BÜYÜK MUSİBET YOKTUR/PROF. DR. FİKRET KARAMAN

23 Mayıs 2014 Cuma 14:17
Bu haber 2184 kez okundu
CUMA SOHBETİ/CEHALETTEN DAHA BÜYÜK MUSİBET YOKTUR
Cehalet, bilmemek, her çeşit müsbet bilgiden habersiz olmak, hakikatın hilafına bir şeye inanmak anlamına gelir. İnsan için yaratılmış musibetlerin en büyüğüdür. Tecrübesiz, bilgisiz, ilim ve irfandan yoksun kişiye de câhil denir. Câhilin akıl, tedbir ve düşünce ufku gelişmediğinden dirilerin ölüsü olarak da zikredilmektedir.(1)

Tarih boyunca insan cehaletten daha büyük bir tehlikeyle karşılaşmamıştır. Bu tehlikenin kucağına düşen; dünya ve ahiret saadetini kaybeder. İlim ve ahlak milleti huzura ve hürriyete, cehalet ise fakirliğe ve esarete götürür. İnsanlık için ilâhî nimetlerin en hayırlısı akıl ve ilim olduğu gibi, musibetlerin en fenası da, cehalet ve ahmaklıktır. Tarihin «Cahiliyye devri» olarak tescil ettiği İslâmın doğuşundan önceki yıllar, bunun en güzel örneğidir. O dönemde bilgisizlik, nizamsızlık, her türlü taşkınlık, vahşet, içki, kumar, zina, sefâhet ve barbarlık hüküm sürüyordu. Herkes atalarından intikal eden mal, şeref, şöhret, batıl örf ve adetlerle üstünlük taslardı. Baskınlarda elde ettikleri mallar başlıca geçim kaynaklarıydı. Kuvvetli zayıfı ezerdi. Kadın, insanlık şeref ve haysiyetine yakışmayan bir duruma itilmişti. Kabile ve aşiret kavgaları o devrin bâriz olaylarıydı. Putperestlik, Hıristiyanlık ve Yahudilik yaygındı. İnsanlığın efendisi Hz. Muhammed (a.s.) ve onun getirdiği din, o devrin imdadına yetişmese idi, kimbilir beşeriyet daha ne ızdıraplar çekecekti.

Cehalet, insanlık tarihi kadar eskidir. Bazan zararsız hale getirilmişse de, tamamen kaldırılamamıştır. Cenab-ı Hakk`ın gönderdiği kitaplar ve peygamberlerin hepsi, cehaletin kötülüğüne işaret etmişlerdir. Yeryüzünü su kaplayıncaya kadar yalan ve küfürde ısrar eden Hz. Nuh`un kavmi, layık oldukları cezaya çarptırılıncaya kadar hayasızlık ve taşkınlıkta inatlaşan Hz.Lut`un kavmi, Hz.Mûsa`nın getirdiği tevhid inancını bırakıp buzağıdan hikmet bekleyen İsrailoğulları, Peygamberimiz (a.s.)`ı hayatında en çok rahatsız eden azgın düşmanı Ebu Cehil (küfür, sapıklık ve kötülüğün babası) de cehaletten destek ve cesaret almışlardır. Kur`ân-ı Kerim muhtelif sûre ve ayetlerde bu hususu şöyle ifade etmektedir: «De ki: Ey câhiller! Bana, Allah`tan başkasına kulluk etmemi mi emredersiniz?»(2) «Lut`u da gönderdik, milletine şöyle dedi: "Göz göre göre bir hayâsızlık mı yapıyorsunuz?" Kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz, evet siz câhil bir milletsiniz.»(3) «Mûsa milletine: "Allah muhakkak bir sığır boğazlamanızı buyuruyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediklerinde de: "câhillerden olmaktan Allah`a sığınırım»dedi.(4) «Yalancılığı itiyat edenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın.»(5) «Sakın bilmeyenlerden olma.»(6)

Cehalet, insanın fikir yapısını ve toplum bünyesini kemirip zayıflatan bir çeşit hastalıktır. Bu hastalığa yakalanan, her şeyin dış yüzünü görür. Hakikatı örtmeye ve gizlemeye çalışır. İnatçı, kibirli, sorumsuz, acımasız, her çeşit gelişme, ilim ve sanat zevkine karşı hisleri ve gözleri kapalıdır. Sözünde isabet, işinde istikrar, davranışlarında samimiyet ve dürüstlük yoktur. Nitekim, «Akıllı kişilerin düşmanlığı, cahilin sadakatından daha hayırlı olduğu bildirilmiştir.»(7) Emevî ve Abbasî hükümdarları da cahillere itibar etmemişlerdir. Hatta bir âlime kızdıkları zaman onu, ceza olarak cahillerin ve ahmakların arasında hapse mahkum ederlerdi. Emevî Halifelerinden Velid, bir gün Abdullah bin Cafer ile satranç oynarken, alim kıyafetinde birinin gelip huzura girmek istediği haber verildi. Velid, satranç tahtasının üzerine mendilini koyduktan sonra, içeri girmesine izin verdi. Alim görünüşlü şahıs içeri girdiğinde Velid:
-"Siz hangi bölgenin alimlerindensiniz, nereye gidiyorsunuz?
-Savaştan geliyorum. Sizi ziyaret etmeden memleketim olan Basra`ya gitmek istemedim. Velid bir müddet düşündükten sonra.
-Hafızı Kur`ân mısınız?
-Hayır. Kur`ân ezberlemeye vaktim olmadı.
-Peygamberimizin hayatı, savaşları ve hadislerinden ezberlediğin var mıdır?
-Yoktur. Bazı sebepler yüzünden onları ezberlemeye muvaffak olamadım.
-Arap ve acem şairlerini şiirlerinden ezberin var mı?
-Hayır. Öyle boş şeylerle zihnimi yormadım, Velid bu cevabı alınca, satranç tahtası üzerindeki mendilini kaldırdı. Hizmetlilerini çağırarak bu alimi(!) sarayın ahırında misafir ediniz, böyle mukallid cahillere ahır yaraşır" diyerek oyununa devam etti.
Cehaletin seviyesini tesbit bakımından şairlerimizin şu beyitlerini de almadan geçemeyeceğim:
Ehl-i dil sohbet-i nâ-cins ile şâdân olmaz.
Bezm-i cühhâl gibi ârife zindan olmaz.(8)
Nâdân ile sohbet etmek güçtür bilene.
Çünkü nâdân ne gelirse söyler diline.(9)
Ehl-i kemâl ile cefa çekmesi
Yeğdir câhil ile safa sürmeden.(10)

İnsanlar arasındaki nifak tohumunun çekirdeğinde, gayri meşru fiil ve hareketlerin kökeninde, cinayet, kavga ve her çeşit bölücülüğün kaynağında; içki, kumar, zina, insan yaralama, öldürme ve kan davalarının özünde; tembelliğin, cimriliğin ve geri kalmışlığın temelinde, cehalet bulunmaktadır. O, yerleştiği yerde vampir gibi fert ve toplumun değerlerini emen, yok eden bir tehlikedir. Toplumun teneffüsünü güçleştiren, zehirli bir bombadır. Bu noktada «sadra şifâ» olacak tek çare Kur`ân-ı Kerim`dir. Çünkü cehalet ve küfür zirveye çıktığı bir dönemde, Peygamberimiz (a.s.)`e vahyedilen şu ayetlerle savaş açılmıştır: «Ey Muhammed! yaratan, insanı pıhtılaşmış kandan yaratan Rabb`ının adıyle oku! Oku kalemle öğreten, insana bilmediğini bildiren Rabb`in, en büyük kerem sahibidir.»(11) Evet, Kur`ân ve sünnetin ışığında nice katı kalbler yumuşamış, sapıklık ve küfür vadisinden İslâma yönelmişlerdir. Bir batılı düşünür bu hususu şöyle itiraf ediyor. «Kur`ân`ın koyduğu sıhhî kaideler sâyesinde, beşeriyet ciddi bir tehlikeden kurtulmuştur.»(12)

Günümüzde de cehalet cemberini kırmak için sadece okur-yazar olmak kâfi gelmemektedir. Çok yönlü bir ilim ve kültür hamlesini gerçekleştirmek azmiyle yola çıkılmalıdır. Bizi tarih huzurunda millet yapan, maddî ve manevî değerler topluluğudur. Kendimize has, yaşayış tarzımız, dilimiz ve inanç sistemimiz, tarih şuurumuz, güzel sanat zevkimiz, gelenek ve göreneklerimiz vardır. Bunları ihmal etmek veya değiştirmeye kalkmak da ayrı bir cehalettir. «Yeni, yeni olduğu için alınmaz, güzel, doğru ve faydalı olduğu için alınır. Eski, eski olduğu için atılmaz, yanlış ve faydasız olduğu için atılır.»

İnsanlarımızın sevgi, iman, akıl, gönül ve düşünce ufuklarının olgunlaşmasını ve aydınlanmasını temenni ederek Yüce Peygamberimizin şu istiaze duasıyla konuyu tamamlamak istiyorum. «Ey Allah`ım faydası olmayan ilimden, korkmayan kalbten, doymayan nefisten ve kabul olmayan duadan sana sığınırım.»(13)

---------
KAYNAKLAR :
1- Ahmet Rıfat, Tasvir`i Ahlak, Bab`ı Âli, İst.,1314
2- Kur`ân, 39/64
3- Kur`ân, 27/53-65
4- Kur`ân, 2/64
5- Kur`ân, 51/11
6- Kur`ân, 6/7
7- Ahmet Rıfat, Tasvir`i Ahlak, Bab`ı Âli, İst.,1314
8- Bilâl Eren, Güzel Sözler Antolojisi, Cihan Yayınları, İst.,1985,c.1
9- a.g.e.
10- a.g.e.
11- Kur`ân, 90/1-5
12- Dr.Hasan Küçük, İslâm`da Kitle Eğitimi, Sırdaş Yayınları, İst.,1975
13- Eş-şeyh Mansur Ali Nesif, Et-tac Câmiul Usul,Darü`l Fikr, Kahire, 1980




FİKRETKARAMAN.COM




    Yorum yazmak için sitenin üst kısımdan giriş yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen olun!
HAVA DURUMU
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
Karakaya baraj gölü üzerindeki, demiryolu köprüsü üzerine yapılması pılanlanan karayolu, faaliyete geçmeli mi ?

NAMAZ VAKİTLERİ
Görüntülemek istediğiniz ili seçiniz:
EN ÇOK YORUMLANANLAR
BUGÜN
BU HAFTA
BU AY
SPOR TOTO SÜPER LİG
Tür seçiniz:
e-gazete
SENDE YAZ
Ziyaretçi Defteri
Ziyaretçi Defteri

Siz de yazmak istemez misiniz?

Ziyaretçi Defteri
ARŞİV